Daha sonra kalma bir

MİDE BALONU İLE ZAYIFLAMA

2020.11.23 19:14 DiyetisyenTugbaYprk MİDE BALONU İLE ZAYIFLAMA

Mide Balonu ile Zayıflama
Mide Balonu Türleri Nelerdir ?
Normalde besin ile dolarak kişinin aşırı kalori almasına sebep olan midenin yapay bir balon ile doldurulması ve alınan besinin kontrol altına alınması prensibine dayanan ameliyatsız zayıflama yöntemine mide balonu tekniği adı verilmektedir. Mide balonları kişinin isteklerine, vücut ölçülerine, sağlık durumuna göre değişen kıstaslara göre dört türden oluşur. Kişiye en uygun olan mide balonu türü takılarak kısa sürede kilo vermesi sağlanır. Zayıflama amacıyla kullanılan mide balonu türleri şunlardır:
• İçerisi hava dolu olan mide balonu,
• İçerisi sıvı dolu olan mide balonu,
• Silikon malzemeden yapılmış ayarlanabilir mide balonu,
• İntragastrik mide balonu.

Hava ile Şişirilen Mide Balonu
Normalde birden fazla hava ile şişirilen mide balonu türü bulunmaktadır ancak kullanımı sırasında ortaya çıkan sorunlardan dolayı günümüzde tek tip hava ile şişirilen balon kullanılmaktadır. Dışı silikon malzemeden üretilen ve hava kaçırmaması için iki kat koruyucu malzeme ile sarılan bu balonların iki büyük avantajı bulunmaktadır. Bunlardan birincisi şişirildiklerinde oldukça hafif olmalarıdır. Hava ile şişirilmeyen balonlardan çok daha hafif olmalarından dolayı hissedilme katsayıları da oldukça düşüktür. Hava ile şişirilen balonların ikincisi avantajı ise ağrı ya da bulantı hissi oluşturmuyor olmalarıdır. Nadiren karşılaşılan bulantı hissi de yaklaşık üç – dört günlük sürede tamamen ortadan kalkmaktadır. Balon endoskopik yöntem ile uygulanmakta; sönük halde mideye yerleştirildikten sonra 600cc hava ile doldurulmaktadır. Mideye yerleştirildikten altı ay sonra mideden genel anestezi etkisi altında alınır.
Sıvı ile Şişirilen Mide Balonu
Bir diğer mide balonu türü olan sıvı ile şişen mide balonu ise günümüzde en çok kullanılan mide balonu türüdür. Hacmi diğer mide balonlarına göre daha büyüktür. Yine endoskopik yöntemle sönük olarak mideye yerleştirilir. Yerleştirilmesinin ardından tuzlu sıvı çözeltisi balonun içerisine doldurularak mühürlenir. Mühürlemeden sonra içerisindeki renkli tuz çözeltisinin hareketlerine bakılarak sızdırma olup olmadığı kontrol edilir. Bu avantajından dolayı birçok mide balonu operasyonunda güvenle kullanılmaktadır. İçerisindeki sıvının zararsızlığı da bir diğer avantajıdır. Diğer mide balonu türlerine göre yaklaşık yüzde elli daha fazla alan kaplamaktadır. Bu avantajından dolayı da alınan besin miktarını büyük oranda azaltmaktadır. Büyük olmasından dolayı hissedilme katsayısı yüksek, oluşturduğu yan etkiler ise fazladır. İlk üç – dört gün yoğun bir kusma hissi oluşturmaktadır.

Silikon Mide Balonu
Mide balonu uygulamalarının en son örneği ise silikon ayarlamalı mide balonlarıdır. Hacim olarak oldukça küçük olmalarına rağmen midenin doyma üzerinde etkili olan bir bölümüne yerleştirilirler. Bu sayede diğer mide balonlarından daha fazla doygunluk hissi sağlayabilirler. Üretildiği malzemenin vücuda herhangi bir zararı olmadığından dolayı güvenle kullanılabilir. Balonun bağırsaklara doğru hareketlenmemesi için özel bir kanca sistemi kullanılır. Küçük hacimli olmasından dolayı herhangi bir yan etki göstermez. İçerisinde hava ya da su olmadığından dolayı da sızdırma riski yoktur. Bu riskin olmamasından dolayı da çok uzun süreler kullanılabilir. Günümüzde bir vaka üzerinde iki yıl kadar kalmışlığı vardır ancak bu tavsiye edilmez. Faydalı kullanım ömrü bir yıl olarak bilinmektedir. Genel anestezi altında yerleştirilir ve alınır.
İntragastrik Mide Balonu
En gelişmiş mide balonu yöntemi ise intragastrik mide balonudur. Herhangi bir endoskopik operasyon gerektirmez. Mideye operasyon öncesinde bir çözelti enjekte edilir. Sonrasında ise kapsül şeklinde bir ilaç yutulur. İlaç ile çözelti tepkimeye girer. Tepkimenin sonucu olarak kapsül şişerek balona dönüşür. Balonun hacmi ayarlanabilse de genelde 300cc kadardır. Bazı durumlarda iki balon oluşturulması söz konusudur.
Kimler Mide Balonu Taktırabilir?
• Şeker hastalığı,
• kalp hastalığı,
• yüksek tansiyon,
• karaciğer yağlanması,
• uyku apnesi,
• hareket zorluğu,
• solunum güçlüğü gibi rahatsızlıklardan en az biri bulunan ve vücut kitle indeksi 25 kg/m2 ve üzeri olan kişilere uygulanması doğru olan bir yöntemdir.

Sağlıksız ve yanlış beslenmek, hareketsiz kalmak, hormon bozukluklarına sahip olmak gibi durumlardan dolayı kişinin sürekli olarak kilo alması durumuyla karşılaşılabilir. Alınan bu kilolar diyetlerle ve spor egzersizleri ile kontrol altına da alınabilir. Bazı spesifik durumlarda ise, psikolojik bazı unsurların da desteği ile kişi aldığı kiloları verememeye başlar. Diyet ve spor egzersizleri işe yaramaz. Bu durumun sonucu olarak da obezite gelişir. Obezite oldukça tehlikeli bir hastalıktır. Gelişmeye başlamasından itibaren vücudun birçok fonksiyonunu bozar. Diyabet gibi hastalıkların gelişme riskini büyük oranda artırır. İşte geleneksel kilo verme yöntemlerinin işe yaramadığı durumlarda, genelde obezite hastalığının varlığı halinde mide balonu uygulamasına geçilmekte ve mide balonu taktırılmaktadır.
Bir hastaya mide balonu takılıp takılmayacağı kişinin kendi inisiyatifinde değildir. Genelde doktor tavsiyesi ve gözlemiyle hareket edilir. Doktora başvurulması ve uzun bir takip sürecinden sonra cerrahi müdahaleye karar verilmesi halinde mide balonu taktırılması ihtimali ortaya çıkar. Kişinin vücut kitle indeksinin kırkın üzerinde olması halinde cerrahi müdahale oldukça tehlikeli bir hale gelir. Bu riski ortadan kaldırmak amacıyla vücut kitle indeksinin aşağı çekilmesi gerekmektedir. Bu amaçla da uygulanabilecek yöntemlerden biri olarak mide balonu karşımıza çıkmaktadır. Mide balonunun takılmasının ardından altı aylık süre boyunca verilen kiloların toplamı otuza yaklaşmaktadır. Bu otuz kilo da vücut kitle indeksinin kırkın altına çekilmesi için yeterlidir. Bazı durumlarda ise vücut kitle indeksi otuz beş olanlara mide balonu takılmaktadır. Bu kişilerin aşırı kilolarının yanında mutlaka bir hastalık bulunmaktadır. Bu hastalık genelde diyabettir.

Kimler Mide Balonu Taktıramaz?
• Kronik mide hastalığı olanlar,
• Gebeler ve kortizon kullananlar.
• Bunların dışında, doktor tavsiyesi var ise herkese mide balonu takılmaktadır.
Mide Balonunun Kilo Vermedeki Etkisi
Mideyi boş haliyle büzüşmüş bir torba gibi tanımlayabiliriz. Yemek yendikçe bu torba şişmeye başlar. Normalde çok gergin olmasa da gereğinden fazla yemek tüketildiğinde inanılmaz derecelerde esneyebilir. Yemek tüketiminin sürekli olarak fazla olması durumunda ise torbanın iç hacmi sürekli olarak büyür. Midenin iç hacminin doyma üzerindeki etkisi çok büyüktür. Mide dolduğunda, midenin üzerindeki hücreler ve hormonlar doyma sinyalini iletmektedir. Sinyalin iletilmesinden sonra kişi doyduğunu hissederek yemek yemeyi kesmektedir. Eğer midenin iç hacmi çok büyük ise doyma sinyali çok geç gönderilmekte; gönderilene kadar da kişi daha fazla kalori almaktadır.
Normalde midenin iç hacmine müdahaleler cerrahi yöntemler ile yapılmaktadır fakat bazı durumlarda cerrahi müdahale riskli olabilir. Bu riski ortadan kaldırmak için yapılacak şey mide iç hacminin suni olarak
doldurulmasıdır. Normalde yiyecekle dolan bölgeye içerisi hava veya su dolu bir balon indirilir. Torbanın kapladığı alan kadar besinlerden tasarruf edilir. Kişi normalde tüketeceğinin çok daha azı kadar besini tüketerek geniş midesini doldurur. Mide balonundan kalan alana dolan yemek sayesinde günlük alınması gereken kalorinin belki de beşte ikisi alınır. Bu sayede de kilo verme sürecine başlanır.
Mide Balonu ile Kaç Kilo Verilir ?
Mide balonu taktırmak kesin kilo verileceği gibi bir anlam ortaya çıkarsa da işin aslı tam olarak böyle değildir. Evet, mide balonu büyük kiloların kısa sürede verilmesini sağlayabilir ancak doğru şekilde beslenilirse. Yani mide balonu takılması yaşam tarzında değişiklik yapılması gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Mide balonu takıldıktan sonra, takılan mide balonunun türüne göre midenin hacmi 300cc ile 900cc arasında küçülür. Hangi tür mide balonunun takılacağı hastanın durumu ve doktorun tavsiyesine göre kesinleştirilmektedir. Mide balonunun hacmi arttıkça verilebilecek kiloların miktarı ve verme hızı artmaktadır. Hacim düştükçe de tam tersi bir durumla karşılaşılmakta ancak bu yavaş kilo verme durumu da sağlıklı olmaktadır.
Mide balonları takılmalarının ardından yaklaşık olarak altı ay midede kalırlar. Takıldıkları ilk günden itibaren kişinin aldığı kalori miktarını düşürmeye başlarlar. Kişi büyük bir arzuyla tüketmek istese dahi mide hacmi yeterli gelmediği için tüketemez, tüketmemelidir de. Eğer uzman bir diyetisyen tarafından mide balonu kullanıldığı duruma özel olacak şekilde uygun bir diyet yazılırsa altı ayın sonunda otuz kilo kadar vermek mümkündür. Genelde obezite hastalarına cerrahi müdahaleden önce uygulandıklarından dolayı verilen kilolar ameliyat ihtimalini ortadan
Ekstrem bazı durumlarda, mide balonunun vücutta kalma süresi artırılarak otuz kilonun üzerinde de kilo verilmesi sağlanabilir ancak bu gibi örneklerle nadiren karşılaşılmaktadır. Mide balonunun takılmasının ardından geçen altıncı ayda balon kesinlikle alınmakta; kişi vücut kitle indeksi açısından ideal konuma gelmişse ameliyata geçilmektedir.
Mide Balonu Nasıl Takılır?
Mide balonu midenin hacmini azaltmak için kullanılır. Mide içine yerleştirilen balon su ile şişirilerek belli bir yer kaplaması sağlanır. Bu sayede daha az yiyecek ile doygunluk sağlanırken tokluk süresi uzatılır. Çok besin alındığı zaman oluşan rahatsızlık nedeniyle de yemenin verdiği keyif duygusu ortadan kaldırılmış olur.
İşlem 12 saatlik açlık sonrasında uygulanır. 10-15 dakika sürer. Sedasyon eşliğinde uygulanır, cerrahi bir yöntem değildir. Hasta 3 saatlik gözetimden sonra normal yaşantısına devam edebilir. Mide balonu 6 ve 12 aylık olmak üzere iki çeşittir. Kişinin vermesi gereken kilo miktarına bağlı olarak takılacak olan balonun süresi değişkenlik göstermektedir. Bu süreçte beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi amaçlanmalıdır. Uygulama sonrasında kısıtlayıcı bir diyet programı önerilerek yaklaşık 15-30 kg kilo kaybı sağlanır.
Mide Balonu Sonrasında Beslenme
Mide Balonu Sonrası Sıvı Dönemi (ilk 4-5 gün)
Midenin balona uyum sağlaması için ilk birkaç gün sıvı diyeti uygulanması önemlidir. Mide balona alışana kadar vücuda enerji verebilecek ve vücudun susuz kalmasını engelleyecek sıvılar alınmalıdır.
İlk birkaç gün berrak ve şekersiz sıvılar tercih edilmelidir. Küçük yudumlar şeklinde beslenilmelidir. Tolerasyon durumu arttıkça sıvıların kıvamı koyulaştırılabilir fakat taneli sıvılar tercih edilmemelidir. Yine bu dönemde olası kas kayıplarının önüne geçmek için ise protein içecekleri kullanılabilir.
Sıvı Dönemi Serbest Besinleri
• Taze sıkılmış asitsiz meyve suları
• Protein içecekleri
• Et –tavuk-kemik suyu ile hazırlanmış berrak çorbalar
• Şekersiz meyve kompostoları
• Ayran
• Laktozsuz süt
Sıvı Dönemi Örnek Beslenme Programı
• Kahvaltı : 1 çay bardağı protein içeceği
• Ara Öğün: 1 çay bardağı taze sıkılmış elma suyu
• Ara Öğün: 1 çay bardağı laktozsuz süt
• Öğle Yemeği: 1 çay bardağı et suyu
• Ara Öğün: 1 çay bardağı protein içeceği
• Ara Öğün: 1 çay bardağı ayran
• Akşam Yemeği: 1 çay bardağı kemik suyu
• Ara Öğün: 1 çay bardağı protein içeceği
• Ara Öğün: 1 çay bardağı laktozsuz ayran
Mide Balonu Sonrası Püre Dönemi (yumuşak gıda 5-10 gün)
Bu dönemde midenizin tolere durumuna göre yavaş yavaş taneli çorbalara ve iyi ezilmiş gıdalara geçebilirsiniz. Yine bu dönemde besinleri iyi çiğnemek de oldukça önemlidir.
Püre Dönemi Serbest Besinleri
• Yumurta beyazı
• Süt
• Yoğurt
• Ayran
• Ezilmiş tavuk eti
• Ton balığı
• Püre kıvamına getirilmiş meyve
• Taze meyve suları
• Püre kıvamına getirilmiş sebzeler
• Yumuşak light peynirler
• Protein içecekleri

Püre Dönemi Beslenme Programı
• Kahvaltı: 1 adet yumurta beyazı +1 kibrit kutusu beyaz peynir
• Ara Öğün: ½ su bardağı ayran
• Öğle Yemeği : 1 kase tavuk suyunda tavuklu çorba (iyi ezilmiş)
• Ara Öğün: ½ su bardağı protein içeceği
• Akşam Yemeği:1 kase tavuklu yoğurtlu çorba (iyi ezilmiş)

• Ara Öğün: ½ su bardağı protein içeceği
• Mide Balonu Sonrası Katı Dönemi (10.gün ve sonrası)
Sıvıları ve püre besinleri rahat bir şekilde tolere edebildiyseniz artık katı döneme geçebilirsiniz. Bu dönemde sofranıza gelen her besini iyi çiğneyerek yavaş bir şekilde tüketebilirsiniz.
Yasak olan besinler: Asitli içecekler , tuzlu ve yağlı gıdalar , şekerli içecekler , narenciye meyveler
Katı Dönemi Beslenme Programı
• Kahvaltı: 1 adet haşlanmış yumurta +1 kibrit kutusu beyaz peynir
• Ara Öğün: 1 kase meyveli yoğurt
• Öğle Yemeği: 5 yemek kaşığı kıymalı sebze yemeği
• Ara Öğün: 1 bardak süt
• Akşam Yemeği: İyi çekilmiş kıymadan yapılan köfte
• Ara Öğün: 1 bardak laktozsuz ayran
• Katı döneme uyum sağlanılmadığı takdirde tekrar püre dönemine geçiş sağlayarak alışma süreci uzatılabilir.

Mide Balonu Taktıranların Dikkat Etmesi Gerekenler
• Eğer mide bulantısı ve kusmaya karşı aşırı hassas iseniz hacim açısından en düşük olan mide balonunu seçmeniz gerekir.
• Kilonuz çok fazla ve acil olarak ameliyat olmanız gerekiyorsa hacim olarak daha büyük mide balonunu seçmeniz gerekir.
• Mide balonunu taktırdıktan sonra yediklerinize ve içtiklerinize dikkat etmeniz gerekmektedir. Aşırı yağlı, asitli ya da kafeinli her türlü besinden uzak durmalısınız. Özellikle hava ile şişen mide balonlarında tüketilen besinler daha da önem kazanmaktadır.
• Operasyondan sonra bazı mide ilaçlarının kullanımı kesilmelidir. Bazı ilaçlar ile kullanılmaya başlanmalıdır. Bu ilaçları doktorunuz belirleyecektir.
• İlk bir hafta için ani hareketlerden kaçınılmalı, sonrasında ise yine ani hareketlere dikkat edilmelidir.
• Şikayetler beklenmedik şekilde gelişirse mutlaka doktora başvurulmalıdır. Özellikle bağırsaklardaki ağrılar ve aşırı gaz durumu doktora başvurulması gereken durumları oluşturur.
Bunlara dikkat edildiği müddetçe mide balonu operasyonlarından sonra komplikasyon oluşma ihtimali oldukça düşüktür. Ayrıca mide balonunun taktırılması arzu edilen her şeyin tüketilebileceği anlamını doğurmaz. Sağlıklı yaşam tarzına geçilmeli; karbonhidrat ve şeker alımına dikkat edilmelidir. Diyet var ise halihazırda bu diyete uygun beslenilmelidir.
Mide Balonu Taktırmak için Anestezi Gerekir Mi?
Ameliyat gerektirmeyen obezite tedavi yöntemlerinden bir tanesi mide balonu işlemidir.
Mide Balonu Doktor Seçimi
Mide balonunda doktor seçimi oldukça önemlidir. Mide balonu uzman tarafından 400-700 cc sıvı veya balon türüne bağlı olarak hava veya sıvı ile şişirilmektedir. Bu süreçte mide hacmine uygun boyutta balonun şişirilmesi istenilen sonucu almak için oldukça önemlidir. 6 aylık mide balonu bir kez şişirilirken 12 aylık mide balonu üç aylık periyotlar ile sizin artan porsiyonlarınız doğrultusunda şişirilecektir. Bu yüzden takibinizi yapan ve uzman bir diyetisyen desteği olan bir doktor ile bu süreçte çalışmak oldukça önemlidir. Bu sayede işlem sonrası düzenli diyet kontrollerinin yapılması ve sağlıklı beslenme tavsiyelerinin alınması başarılı sonuçlar almanızı kesinleştirecektir. Mide balonu işlemi için seçecek olduğunuz doktorunuzun mutlaka alanında uzman olmasına dikkat etmeniz gerekmektedir.
Mide Balonu Sonrası Şikayetler
Mide balonu işleminin ardından ilk birkaç gün midenin balona uygulanacaktır.
Mide balonu çıkarıldıktan sonra kişi eğer sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanmadıysa ve eski beslenme düzenine geri döndüyse verdiği kiloların bir kısmını yeniden alacaktır. Bu yüzden mide balonunun takılı olduğu süreç iyi değerlendirilmelidir ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları yaşam tarzı haline dönüştürülmelidir. Bu yüzden sadece mide balonunun takılması ile kilo vereceğinizi düşünmeyin bu konuda mutlaka diyetisyen tarafından profesyonel destek almanızı öneririz.
Mide Balonunun Avantajları
• Mide balonu son dönemlerde en çok kullanılan yöntemlerden birisi haline gelmiştir. Mide balonu midede hacimsel olarak yer kapladığı için kişinin porsiyon kontrolünü çok daha rahat yapmasını sağlamaktadır. Bu durum kişinin gün içerisinde gereksiz kalori alımını engelleyerek ideal kiloya kavuşma sürecini hızlandırmaktadır.
• Günlük kalori alımını kısıtlayan bu işlem sayesinde kişiler kısa ve sağlıklı bir şekilde ideal kilosuna kavuşabilmektedir. Bu süreç ideal kilosuna ulaşan kişilerin fiziksel değişimine bağlı olarak kendilerine olan özgüveni arttırmakta ve psikolojik açıdan daha mutlu kişilerin oluşmasına destek sağlamaktadır.
Mide Balonu Fiyatları
Mide balonu fiyatları kullanılan balonun türüne ve balonun dayanıklılık süresine göre değişiklik göstermektedir. Mide balonları içerisinde içerisi hava ile şişirilen aynı zamanda da sıvı ile şişirilen 2 balon türü bulunmaktadır. Buna ek olarak kişinin kilosuna bağlı olarak mide balonlarının 6 aylık ve 12 aylık olmak üzere çeşitleri bulunmaktadır. Genellikle kullanılan ve tercih edilen balon türü ise sıvı ile şişirilen 6 aylık mide balonları olmaktadır. Mideye takılan balon faktörü dışında hekimin tecrübesi ve işlemin uygulandığı hastane koşullarına göre de mide balonu taktırmanın fiyatları değişiklik göstermektedir.
https://www.tugbayaprak.com/mide-balonu-ile-zayiflama/
https://www.youtube.com/channel/UCwKrvCOQii2Pza6bYva8Z9w
submitted by DiyetisyenTugbaYprk to u/DiyetisyenTugbaYprk [link] [comments]


2020.11.23 16:18 westfalenz Lib right olarak çözüm önerileri...

Öncelikle uzun bir yazı olacak bunu belirteyim. kendini lib-right olarak tanımlayan biri olarak fikirlerimi yazayım. Her türlü tartışmaya ve karşıt fikre tamamen açığım.
Eğitim
Ben üniversite okudum devlet bana is vermek zorunda kafasına karsıyım. İssizlik maası, ücretsiz saglık sigortası da istemiyorum, ücretsiz eğitim ya da kitap istemiyorum. Köklü okullar hariç üniversitelere tamamen ozel ve paralı olmalı hatta. sadece alanında ciddi basarı gösteren öğrencilere üniversiteler burs vermeli, bu konuda kararı sadece üniversiteler devletin baskısından bağımsız bir şekilde bireysel olarak uygulamalı. Yani üniversite eğitiminin nitelikli hale gelmesi üniversiteye girişin sanki ortaokuldan liseye geçiş gibi standart bir halde olmasının önüne geçilmeli. Bunun da en büyük yolu merkeziyetçi sınavları ortadan kaldırmaktan geçiyor. Sırf oturup cumhuriyet dönemi eser yazar ezberi yaptı diye bi adamın üniversiteye yerleşmemesi gerekiyor. Türkiye'de son yıllarda her ile bir üniversite mottosuyla yayılan üniversite eğitiminin yaygınlasıp değersiz hale gelmesine dur demek şart. Bu konuda devlet, öğrenci, öğrenci ailesi ve okulun yapıldığı yerdeki yerel halk ortaklaşa bir şekilde ülkeye dinamit atıyor. Devlet memnun çünkü üniversite açtık, bölgesel gelişime katkı verdik diye elini güçlendiriyor, öğrenci memnun çünkü ailesinden kopmak için birebir bir fırsat, özgür bir ortam o dönemde gençlerin uzun vadeli problemleri ertelemesine yol açıyor. Aile zaten çocuğum memur olsun, üniversite okumak şart kafasında. Yerel halk desen hangi araziye kaç katlı apartman dikerim daire x kira kafasında. Yok olan ise koskoca bir genç nüfusun hiç uğruna heba edilmesi. Üniversite öğrencisi sayımız korkunç derecede yüksek ve Türkiye'nin bu kadar lisans mezununu istihdam edecek gücü yok. Üniversiteler artık gençlerin işsizlik erteleme aracı olmaktan çıkmalı. Bunun da tek şart üniversiteleri paralı hale getirmek. Üniversiteye gitmenin bir bedeli olmalı. Bir bedeli olmalı ki artık üniversite nitelik kazansın. Başarılı öğrenciler önceki öğrenimlerinin değerin farkına varsın. Bu sayede lise ve ortaokul nitelik kazanır çünkü üniversiteler kendi uygulayacağı yeterlilik sınavları gibi daha önceki öğrenimi de tanıyacak. Eğer ki hiçbir kriteri sağlayamayıp burs ya da herhangi istediği bir bölüme yerleşemeyen kişi varsa Vakıf okullarına katılabilir ya da parasını ödeyerek bu eğitim hizmetini satın alabilir. Nitekim ciddi bir birikimle satın aldığı bir eğitimde bu kişi daha başarılı olacak ve eğitim süreci boyunca çok daha üretken olacaktır. Yüksek öğretime geçerken tanınan onceki öğretim basarısı mesleki eğitim ve liselerin gelismesinin ve eğitim kalitesini arttırmanın tek yolu. İnsanları olabildiğince çabuk bir şekilde ekonomik gelir elde etmesine yönelik politikalar güdülmeli. İşsizlikle mücadelede hedeflenmesi gereken en kalıcı çözüm bireyleri olabildiğince finansal açıdan bağımsız ve üretime katılabileceği şekilde hazırlamak. Ellerine diploma diye Türkiye'de toplam istihdam alanı 5000 i geçmeyen sektörlerde yılda onbinlerce mezun vermek değil... İşadamları daha çok üniversite kurmalı ve piyasanın ihtiyacına göre işleyeceği nitelikli personeli, piyasanın talebine göre dengelemeli. Bu şekilde ancak firmalar istedikleri nitelikte çalışanı yetiştirip dengeli bir kontenjan oranıyla üniversite eğitimini nitelikli hale getirebilir.
Bugün herkesin eleştirdiği market fiyatlarındaki en büyük artısın sebebi de yine memur zihniyetidir. Elinde dededen kalma dönüm dönüm tarlaları olan adamlar bile gidip memur olma pesindeyken o ülkede domatesin fiyatı 15 liraya da cıkar. Git ABD'nin en düşük gelirli eyaletine (mesela Alabama) kapıları cal ve halka domates fiyatı diye sor, adamlar neden bahsettiğini bile anlamazlar cünkü sıfır enflasyon sıfır faiz domates hep aynı fiyattadır. ABD'de en az konusulan koulardan biri tarımdır cünkü zaten GSYIH icindeki payı ve istihdam oranı makinelesme ve teknoloji ile birlikte cok düsüktür. Liberal-kapitalist ekonomi yerine devlete tapıcı memur zihniyetin oldugu yerde neolitik cagdan beri uygulanan tarımı bile beceremeyen topluma dönüsürler . Sonra burda sevimli sevimli gencecik heidi gibi kızların Avusturya'da inek sağdığı videoları atarsın.Evet cünkü o ülkelerde o kız gidip bir üniversite okuyayım da polis olayım, asker olayım ya da belediyede calısayım demiyor. Bunu diyen olursa da bunu yapmak da serbest ama bir bedeli var... Memur tapıcılıgını bırakıp girisimciligin yükseldiği bir ülke şart.
Liyakat
Liyakatın tek temeli sonucunda elde edilebilecek ekonomik kardır. Ancak ucu kar etmeye dokunan bir kurulusta liyakattan bahsedebilirsiniz. Devletin kontrol ettiği her türlü isletme sonucunda liyakatsız secim ve torpile en nihayetinde yozlasmaya ve zarar etmeye mahkumdur. Torpil,kar amacı güden şirkette dönmez. Diyelim ki benim bir özel okulum var ve matematik öğretmenine ihtiyacım var. Ben gidip dış tıcaret mezunu amcamı sırf ben yaparım dediği için o okula koyarsam iki gün sonra veliler kapıya gelir, öğrenciler memnun olmaz, basarı ciddi manada düşer ve benim isletmemi kimse tercih etmez. O zaman gider pasa pasa bu isten anlayan matematik öğretmeni alırım. Cünkü kurdugum isletmenin varlıgını sürdürmesi buna baglı. Devlette ise kim benim varlığımı sürdürmek icin gerekli oy potansiyelini sağlıyorsa onu kayırırım. Zira devlet kurumunda kar olmadığı icin öğrenciler basarısızmıs, pi de sondan 3. olmus ülke benim umrumda bile olmaz cünkü kafamdakı en büyük hedef koltugumu korumak olur. Bir güzel benim partime üye adamı kayırır yerlestirir yıllarca beslerim. Bir tane de 1 ay tarih videosu izleyerek yaptıgı ezberle gecinilebilen bir sınav koyarım ki bakın sonucta sınav var diye kılıf uydurayım. Liyakatı ben sağlayacağım diyen her türlü siyasi olusuma karsıyım.
Hayatımda hicbir zaman devlet hastanesinde diş bile çektirmedim, zaten cektiremiyoruz da. 6 ay sonraya gün veren hastaneler dolu memleket. Devletin bedavaya sağlayacağı bir hizmetten fayda bekleyen zihniyete karşıyım.
Ozel sektor desteklenmelidir, bu zorunluluktur. Ekonomik olarak right-wing olmayıp da gelişebilen bir ülke yoktur dünyada. Ozel sektörün büyümesi ve küresellesmesi sarttır. Üretimin yegane saglayıcısı ozel sektördür. Devletin üretimle ya da istihdamla işi yoktur. Kontrol mekanizması olarak devrede olmalıdır. ABD gösterdi ki güclü özel sektör yüksek üretim, yüksek üretim güçlü bir GSYIH, bu da mal ve hizmetlerin ucuzlasması ve yaygınlasması, herkesin alabileceği seviyede olması demek. Devlet yardımı değil, kendi emeğimle sağladığım yüksek alım gücü istiyorum. Bunun da tek koşulu ülkede küresel piyasada etkili olan ve katma değer üreten, rekabetçi bir özel sektör... Özel sektör istihdam sağlar, rekabetçi piyasada devamlılığını sağlayabilmek için ihtiyacı olan personele yüksek rakamlar öder, istihdam sağlar ve devletin sırtındaki kamu maliyeti yükünü alır. Devlet de bunun sonucunda bireyin önündeki en önemli engel olan vergileri düşürür. productivity artar.
Türkiye'de özel sektör güçsüz. bü yüzden sartları genel olarak olumlu değil. Bunun nedeni kapitalizmin kötü olması değil, Türkiye'deki serbest piyasanın ve özel sektörün yeterince güclü olmaması ve desteklenmemesi. Alım gücünün düsük olmasının sebebi emege gösterilen talebin az olmasıdır... Üretim olabildiğince arttırtılmalıdır ki bunun sonucunda emege ihtiyac duyulsun ve emek değerlensin. Özel sektörde calısan insanın ikinci sınıf vatandas muamalesi görmesine karsıyım. Kendi kendini istihdam edebilen vatandaşın kazancından kesilen vergilerle maasını ödediği kamu personeli tarafından hor görülmesine karşıyım. İnsanların üzerindeki devlet memurluğunun tek kurtulus olduğu yönündeki zihniyete karsıyım. Türkiye'dek sirketler Amerikan şirketleriyle karsılastırıldıgında mahalle bakkaliyesi gibi kalıyor. Bu kurumların size tatmin edici bir ücret ve iyi calısma kosullarını sağlayamaması bunu yapabilecek piyasanın olmamasından kaynaklanıyor. Ülkede özel sektörde calısan ve isverenin kosulları iyileştirilmelidir.
Sadece ve sadece bireyin ekonomik gelişimini ana hedef noktası yapan,liberal bir oluşumun taraftarıyım. Model olarak aldığım ülke ise ABD.
Dipnot: kabaca 600 usd kazanan lisans mezunu ve mesleki yeteneginden doğan emek sonucu elde ettiği gelir ve akıl sermayesi dışında hicbir sekilde baska geliri olmayan biri
submitted by westfalenz to svihs [link] [comments]


2020.11.23 13:07 nudree Buzağıların Bakım ve Beslenmesi

Buzağıların Bakım ve Beslenmesi
Doğumdan hemen sonra buzağıların beslenmesi: İlk 1 saat içerisinde buzağının en az 2 litre ağız sütü (kolostrum) içtiğinden emin olunmalıdır. Buzağıya ilk 3 gün anne sütü (kolostrum) günde 4-5 defa ve günlük 4-5 litre olarak içirilmelidir.
Doğum gerçekleşir gerçekleşmez yavrunun nefes alıp almadığı kontrol edilmelidir.
Ağız ve burnundaki müköz (sümüksü) kalıntı temizlenmelidir. Gerekirse solunumu uyarmak üzere buzağı başı aşağı gelecek şekilde sallandırılmalı, baş bölgesine soğuk su uygulanmalı ve/veya dili birkaç kez hafifçe çekilip bırakılmalıdır.
* Göbek kordonu dipten kopmamış ise karnına en yakın kısımdan başlayarak kordon
aşağıya doğru sıvazlanmalı ve içindeki sıvı boşaltılmalıdır. Daha sonra içine tentürdiyot akıtılan göbek kordonu, karına 4-5 cm uzaklıktan antiseptiğe batırılmış bir iple bağlanmalı ve bağlanan noktanın 3-4 cm altından temiz bir makasla kesilmelidir.Doğum esnasında dipten kopmuş veya kesilen göbek kordonu bölgesine, üç gün boyunca günde iki kez tentürdiyot sürülmelidir.
*Doğumdan sonra inek yavrusunu yalayarak hem yavrunun kurumasına hem de dolaşımın hızlanmasına yardımcı olur. Eğer inek herhangi bir nedenle bu işi yapmıyor ise buzağının üzerine hafif tuz serpilerek yalaması teşvik edilmeli veya kuru bir bez veya yataklık sapla; buzağı iyice silinerek, kurutulmaya çalışılmalıdır.
*Normal bir buzağı doğumundan yarım saat sonra ayağa kalkar ve bir saat içerisinde annesini emmeye çalışır. Buzağı emmeden önce, anasının meme başları ve çevresi ılık sabunlu suyla yıkanıp, temiz bir bezle kurulanmalı ve hızla emzirmeye çalıştırılmalıdır.
*Eğer yavru annesini emerse ineğin sağımı sırasında devamlı yavrunun emmesini isteyeceğinden sağım zorlaşır ve verim düşüklüğü şekillenebilir. Ayrıca memeden emen yavrunun ne kadar Kolostrum/süt içtiği de bilinemez. Bu nedenle mümkünse buzağılara ağız sütü sağılarak, mutlaka vücut ısısında (38 ºC) soğutmadan verilmesi sağlanmalıdır.
*Doğuma yaklaşık beş hafta kala meme bezinde başlayan kolostrum salgılama, gebeliğin son iki haftasında maksimum seviye ulaşır. Buzağı doğduğunda ise aniden durur. Kolostrum, doğumla beraber memeden sağılan son derece komplike bir salgıdır.Kolostrum (ağız sütü), normal süte göre 2 katı kuru madde, 3 katı mineral ve 5 katı protein içerdiği gibi yüksek oranda; buzağının acil ihtiyacı olan vitaminler, enerji, büyüme faktörleri, hormonlar ve hastalıklardan korunmasına yardım eden bağışıklık maddelerine (IgG) sahiptir. Kaliteli kolostrum buzağı için tek sağlıklı yaşam iksiridir.
* İnekler, kolostrumunda sadece karşılaştığı hastalıklara karşı koruyucu maddeleri barındırırlar. Bu nedenle başka çiftliklerden gelenlerle işletmede ki genç inekler; işletmeye özgü muhtemel hastalık etmenlerine karşı yeterli miktarda antikor (IgG) oluşturamayabileceğinden, yeni doğan buzağılar ilk 24 saat boyunca olgun ineklerden (2 ve üzeri doğum yapmış) alınacak kaliteli kolostrumla (50g/lt ˂ IgG) beslenmelidir.
*Kıvamsız, akışkan ve açık renkli kolostrum antikor ve besin maddeleri yönünde fakir olacağı için yeni doğan yavruyu hastalıklardan yeterince korumayacaktır. Bu nedenle IgG yoğunluğu 50 mg/ml altında olan kolostrumlar buzağıya ilk 24 saate değil 2-4. günlerde gıda olarak verilmelidir.
Kolostrumun kalitesi ve/veya miktarı üzerine etki eden anaya bağlı faktörler ; -Hayvan refahı; strese maruz kalması, -Kuruda kalma süresi; Sağmal ineklerin kuruda yaklaşık 40 günden az veya 70 günden fazla kalması, -Mevsim; gebeliğin son döneminde özelikle de düvelerde IgG seviyesini % 20 oranında düşürmesine neden olan sıcaklık stresi, Kolostrum ne kadar koyu renkli ve yoğun-krema kıvamında ise o kadar kalitelidir. Ağız sütünün kalitesi gözle anlaşılabilir. Ancak işletmelerin kolostrumun kalitesini belirleyen kolostrometreye sahip olmasında fayda vardır. Bu amaçla ağız sütünün bağışıklık düzeyini belirlemede dansimetre veya Brix refraktometresi (%0-32) kullanılabilir. Brix değeri (yoğunluğu) % 22(50 mg/ml) veya oda ısısında dansimetre yoğunluğu 1050 ve üzeri kolostrumlar kaliteli olarak kabul edilmektedir. - Bakım ve besleme koşulları; havasız, karanlık, hareketsiz ve kirli ortamlar, açlık, yetersiz ve/veya dengesiz rasyonlar, başta selenyum ve E vitamini olmak üzere mineral ve vitamin yetersizlikleri, -Mastitis ve diğer hastalıklar; Klinik mastitis ve diğer birçok patojenik hastalık etkini, kolostrumun miktarını ve kalitesini olumsuz etkilediği gibi kolostrumla da yavruya geçmektedir. Ancak subklinik mastitis de kolostrumun IgG konsantrasyonu düşerken, üretim miktarı azalmaktadır. -Diğer faktörler; erken veya güç buzağılama, doğumdan önce sağılması veya memede sızıntı, ilk doğum veya aşırı yaşlılık, VKS 2,5 dan düşük veya 3,5 dan yüksek olmasıdır.
#buzagilarinbakimvebeslenmesi #canlihayvanpazari #buyukbaskurbanlik
submitted by nudree to u/nudree [link] [comments]


2020.11.23 00:08 ernestbonanza Rezalet! - Ercüment Tunçalp

Maçtan önce fanatik alkaralara soruyorum…
Maçın sonucu ne olur ?
“Rahat yeneriz !”
Nereden geliyor bu özgüven ?
. “Fenerbahçe’de eksikler çok,
. Rakibin birçok futbolcusu değişik ülke takımlarından yorgun döndüler,
. Rakip henüz ideal kadrosunu kuramadı,
. Rakip gündüz oynamaya alışkın değil,
. Ankara’da hava soğuk,
. Futbolcularımız için vitrin maçı,
. Bizim takıma yeni hoca geldi, herkes kendisini göstermek ister.”
Yani maçtan önce biz işi çoktan bitirmiştik !
İşte bu hayallerle kendimizi kandırmaya devam ettiğimiz için, iş bilmez Başkan ve hocanın üzerinde baskı oluşmuyor ve de bozuk düzenin dibe vurana kadar devam edeceği gözüküyor.
Bize bu rezaleti yaşatanlar ise hâlâ pişkince kameraların karşısına geçip ümit dağıtmaya devam ediyorlar.
Yeni Teknik Direktör maçtan sonra, “Bu gün ne yazık ki özellikle yaptığımız bireysel hatalardan dolayı maçı kaybettiğimizi düşünüyorum” dedi. Bu hoca her zaman olduğu gibi faturayı futbolculara çıkartmış bulunuyor. Yani taktik hatası yok, kadro ve diziliş yanlışı da yok, suçlu futbolcular !
Empati yapalım, böyle bir hocayı futbolcu sever mi ?
Bu sezon Fenerbahçe’nin 2’den fazla farka ulaştığı bir maç yok. İlk defa 5 gol attılar. Yanlış anlaşılmasın bize ilk defa değil, geçen sezon da 5 gol atmışlardı. Yani 2 sene üst üste 5’erden 10 gol sadece bizim payımıza münasip görmüşler.
Ancak hâlâ sıkılmadan hezimeti hakeme yıkma çabalarını izliyoruz.
Gençlerbirliği Kulübü’nün Sayın Başkanı maçtan 2 gün önce diyor ki; “Mustafa Kaplan’ın kurduğu kadro ile başarılı olacağına inanıyorum.”
Bunun Türkçesi, “kadroyu ben kurmadım, muhatabınız odur” diyor.
Yani çöp transferlerden Başkan ve etrafına topladığı uyanık menajerlerin sorumlu olmadığını anlıyoruz !
Böylece kötü gidişte ilk atılacak safra da belirlenmiş oluyor. Takım ikinci defa düşse bile sütten çıkmış ak kaşıklar görevlerini sürdürecekler.
Takımın sağ bek ve santrafor alternatifi yok. Buda mı Kaplan’ın yetki alanında ?
O zaman Başkan bu kulüpte niye var ?
Bitmedi, maç sonu beyanı daha da ilginç. Diyor ki; “Penaltıyla alakası olmayan pozisyondan gol yedik. Hakem görmemiş olabilir ama VAR görmeliydi.”
Pes vallahi !
Halil İbrahim’in rakibini düşürdüğü belli, itiraz bile edemedi. Topun oyunda olduğu da çok açık. Başkanı herhalde yanındakiler yanıltmışlar.
Zannediyorlar ki düşürülen futbolcu çizginin dışında ise penaltı olmuyor.
Futbol sahasını güreş minderi zannetmişler herhalde…
Veya basketbol sahasında çizgiye basan sporcuyla karıştırmışlar.
Maça gelince;
Fenerbahçe hocası o kadar hasta ve sakat futbolcusuna rağmen, Caner ve Ozan’ı da kulübeye oturtmuştu. Yani rakibi ne kadar hafife aldığına bakar mısınız?
Gerçi bu maça çıkmadan önce; Fenerbahçe kafa ile en çok gol atan takım, Gençlerbirliği’de kafa ile en çok gol yiyen takımdı. Ayrıca Fenerbahçe ligin deplasmanda en fazla gol atan takımıydı da…
Yani buna bakarak bile onların bizi hafife almasından çok bizim rahatlığımız daha tuhaf kaçmıyor muydu ?
Şimdi önümüzdeki hafta oynayacağımız Kasımpaşa’nın 7 futbolcusu pozitif çıkmış. Pandemiden etkilenen bütün insanlarımıza geçmiş olsun diyorum. Sakın o maçtan alınacak 3 puanla bu takımın tırmanışa geçeceğine kimse kendisini alıştırmasın. Bir galibiyet alabiliriz, arkasından 5 haftayı daha boş geçeriz.
Bu takım ilerisi için en küçük bir ümit vermiyor.
Ara transfer sezonunda takviyeler yapılamayacaksa, önümüzdeki sezonun hazırlıkları şimdiden başlamalıdır !
Çünkü bu sene kümede kalma barajı en az 45 puandır. Maç başına 1 puan hiçbir zaman yetmemiştir. Üstelik 3 değil 4 takım düşecektir.
Hesaplar buna göre yapılmalıdır.
submitted by ernestbonanza to genclerbirligi [link] [comments]


2020.11.22 22:15 MRmEaseeks Beyaz Karıncalar

yan odada babamın köpeğe bağırdığını duydum. "sinsi hayvan! ne istiyorsun bizden? çekil, git artık. defol!!"
biz o sırada abimle telefon başında vakit geçiriyorduk. abim bana baktı, ben yanımdaki köpeğimiz çaki'ye baktım. başını okşadım.
babamın sesi öfkeliydi. annem öğrencilerinin yazılı kağıtlarını okuyordu. gözlüklerinin üzerinden bana baktı.
"babam kime bağırıyor yahu?" dedim, annem bilmem dercesine omuzlarını silkti.
babam bağırmaya devam ediyordu. "defol, git. nerden geldiysen oraya dön kara başlı uyuz it"
-hhh- babamda bir gariplik vardı. sigara içmeye başlamıştı. babam doktordu. sigaradan hoşlanmazdı ki. annem, evliliklerinin ilk yıllarından kalma bir alışkanlık olduğunu söyledi. strese girdiği dönemlerde 1-2 tane içermiş. ama 1-2 paket içiyordu. bu nasıl bi stresti ki? bu neyin stresiydi? -hhh-
babamı takım elbiseli, kravatlı bir şekilde yatağın kenarında otururken buldum. ama pantolon giymemişti. yani sadece boxerı vardı altında. bir hastasıyla video konferans yapacak diye düşündüm.
"baba napıyosun böyle" dedim. eliyle yan tarafını gösterip otursana gibi bir işaret yaptı. yanına oturdum, elini omzuma koydu ve sigarasından bana da uzattı. babam akşam eve biraz geç gidince endişelenen bir adamdı. bu sigara neyin nesiydi. çok düşünmeden bir tane aldım. ama sadece elimde tuttum.
"nasıl böyle bir dikkatsizlik yaptım aklım almıyor, çok üzgünüm" dedi. bunu demesiyle birlikte nedense ağlamaya başladım biraz. cebinden mendilini çıkardı. hani şu beyaz üzerine mavi çizgili olanlardan. ama benimkileri değil kendi gözlerini sildi.
"uludağ'a gittiğimiz o tatili hatırlıyor musun?" dedi. göz yaşlarımı silerek evet diye cevapladım.
"her yer bembeyaz karlarla kaplıydı. tavşanlar sürü halinde ordan oraya koşuyordu. kim bilir tilkiden kaçıyolardı belki de. hele o koca kurt. zavallı hayvan vücudundaki o koca yarayla zar zor nefes alıyor gibiydi." kısa bir sessizlikten sonra devam etti.
"o ışığı da hatırlıyor musun? hani güneş gibi üzerimizde parıldıyordu." dedi.
"hayır, baba. ne ışığı?"
nefesini tuttu "ışığı görmedin yani öyle mi?"
"yok baba. ışık falan görmedim ben. ne ışığından bahsediyosun?
elini ceketinin iç cebine attı ve avucunda tuttuklarını gösterdi. "beyaz karıncaları da görmedin öyleyse?" avucunda bir sürü beyaz karınca vardı.
tam bu sırada annem geldi. babamın avucunda beyaz karıncalar, benim elimde sigara... annem çılgına dönmeden odadan hızlıca çıktım.
annem ve babamın tartıştıklarını duyabiliyordum. babam "ben yapamıyorum, olmuyor artık. işe yaramıyor" dedi.
annem "aile hep birlikte kalmalı diyen sendin" dedi.
"üzgünüm ona gerçeği söylemeliyiz" diyerek cevapladı babam.
-hhh- sabah olduğunda kahvaltı için mutfağa geçtim. abim, babam ve annem çoktan sofraya oturmuştu. beyaz tabaklar, beyaz sofra, beyaz duvarlar. -hhh- abim ağlıyordu. gözlerinin altı mosmor olmuştu. sanki günlerdir ağlamıştı. o rock seven sert adamı daha önce ağlarken hiç görmemiştim. bembeyaz gözüküyordu. -hhh- annem histerik bir şekilde titriyordu. kontrol edemiyordu sanki vücudunu. o da bembeyaz olmuştu. neredeyse saydamdı ve arkasındaki objeleri seçebiliyordum neredeyse. -hhh-
babam çok sakindi. sigarasını içiyordu. yıllarca acil serviste gördüğü onca vakadan sonra bu kadar sakin görünmesi beni şaşırtmamıştı.
annem bir sandalye çekti. "otursana oğlum, konuşmamız gereken şeyler var" dedi.
"konuşmalarınızı duydum. boşanmaya karar verdiniz sanırım" dedim. "bizleri biliyorsun. her ne olursa olsun aile hep bir arada kalmalı diye düşünüyoruz" dedi.
başımı sallayarak onayladım.
"babanla uzun uzun konuşarak senin için yapabileceğimiz en iyi şeyin ne olduğunu tartıştık" dedi ve derin bir nefes alarak bir sonraki cümlesine hazırlandı.
"seni artık yanımızda istemiyoruz. ama bu bir daha görüşmeyeceğiz anlamına gelmiyor."
"anlamadım anne. ne demek bu şimdi?" öfke ve hüzünle karışık ağlamaya başlamıştım.
"seni artık burada istemiyoruz" dedi.
"aklınızı mı kaçırdınız? hepiniz mi delirdiniz? benim ait olduğum yer sizin yanınız" dedim.
"hayır artık değil" dedi babam. "önünde seni bekleyen güzel bir hayat var" diyerek eliyle masayı gösterdi "beyaz karıncalar değil" dedi. masaya baktım. beyaz sandığım masa milyonlarca beyaz karınca ile doluydu. korkuyla geriye doğru sıçradım. karıncalar kollarına tırmanmaya başladı. boyunlarına ve yüzlerine doğru devam ederek tüm vücutlarını kapladı. artık görebildiğim tek şey beyaz bir sessizlikti. çığlık atarak uyandım. aracımız şarampole yuvarlanmıştı. annem, babam ve abimin cesetleri yanı başımdaydı. her yer bembeyaz karlarla kaplıydı.
-hhh- doktor tüm bunların komada olduğum sırada aklımın uydurduğu bir hikaye ibaret olduğunu söyledi. belki de gerçekten öyleydi. ama artık ailemden nefret ediyordum. beni yanlarına almadıkları için... ben onlarla hep mutluydum. benim yerim onların yanıydı. artık bir daha mutlu olabileceğimi sanmıyorum. bu kadar yalnız ve bir başıma kalmışken asla.
-skulk ekşi sözlük
Başlık: Sözlükçülerin Başından Geçen Doğaüstü Olaylar
submitted by MRmEaseeks to KGBTR [link] [comments]


2020.11.20 20:54 BrainyRedditor Diktatörlerin Servetleri

Diktatörlerin iktidara yapışıp kalmalarının nedenlerinden biri, kendilerinin ve yakın çevrelerinin yasadışı yollarla edindikleri servetin hesabını vermek zorunda kalacak olmaları ve bu serveti kaybetmekten korkmalarıdır. Diktatörlerin servetlerinin gerçek boyutunu, hepsi olmasa da büyük bir bölümünü, ancak iktidardan düştükleri zaman öğreniyoruz. Gerçekten de iktidardan darbe, halk isyanı gibi yöntemlerle devrilen diktatörlerin çoğunun ortaya çıkan servetleri dudak uçuklatacak boyuttadır. Son yirmi yılda, Arap ülkelerinde devrilen diktatörlerin servetleri konusunda elimizde biraz detaylı bilgi var. Lübnan’da yayımlanan Raseef22 internet sitesinde 21 Nisan’da yayımlanan yazıda, devrik Arap diktatörlerinin ortaya çıkan servetlerinin bir dökümü veriliyor.
En son devrilen Sudan diktatörü Ömer El Beşir’in sarayında 350.000 dolar, altı veya yedi milyon avro ve yüz milyon dolar karşılığı Sudan lirası nakit para bulundu. Paralar elli kiloluk tahıl çuvallarında başkanlık sarayında saklanıyormuş. El Beşir’in ve yakınlarının yurtdışında sakladıkları servetlerinin olup olmadığı araştırılıyor. İslâmî kurallara dayanan yasaları hayata geçiren, Darfur katliamı nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında yakalama kararı olan İslâmcı-milliyetçi diktatörün sarayında ayrıca yüzlerce kasa viski bulunmuş.
Arap isyanları döneminde devrilen diktatörlere gelmeden önce, yetmiş altı villası olan Irak diktatörü Saddam Hüseyin’i hatırlayalım. ABD ve müttefiklerinin 2003’te Irak’a saldırmalarından birkaç saat önce, Saddam Hüseyin’in oğlu Kusay’ın Bağdat’ta merkez bankasının kasasında bulunan bir milyar dolar nakit parayı, üç kamyonla alıp götürdüğü biliniyor. Aynı anda Saddam Hüseyin’in yakın adamları da Lübnan, Hollanda ve İsviçre’deki hesapları boşaltıyordu. Bu servetin miktarı, nerede olduğu tam olarak bilinmiyor. Bir kısmının Saddam sonrası direnişi finanse ettiği tahmin edilebilir.
Mısır diktatörü Hüsnü Mübarek’in Mısır’da bankalarda olan serveti önemli değildi: iki yüz bin dolar karşılığı Mısır lirası. Buna karşılık Mübarek ailesinin, çoğu İsviçre bankalarında olan, 562 milyon dolar serveti 2011’den beri dondurulmuş durumda. Mübarek’in Londra, Kıbrıs ve ABD’deki gayrimenkulleri de “haksız elde edilmiş kazanç” soruşturmasıyla inceleniyor. Mübarek’in oğlu Ala Mübarek’in kara para aklamaya devam ettiği iddiası Panama Papers belgelerinin yayımlanmasıyla yeniden gündeme geldi.
2011’de devrilen ve 2017’de Husi isyancılarının öldürdüğü Yemen diktatörü Ali Abdullah Salih’in 1978’den 2011’e kadar iktidarda kaldığı süre içinde biriktirdiği servetin otuz iki ila altmış milyar dolar arasında olduğu, Birleşmiş Milletler’in 2015’te yayımladığı bir araştırma raporunda iddia edildi. BM Güvenlik Konseyi’nin kabul ettiği bu rapora göre, Salih’in farklı isimler altında yirmiden fazla ülkeye dağıttığı bu servetinin esas kaynağı büyük petrol şirketlerinden aldığı rüşvet ve komisyonlar. Sudan gibi Yemen de dünyanın en yoksul ülkelerinden biri.
2011 başında ülkeden kaçmak zorunda kalan Tunus diktatörü Zeynel Abidin Bin Ali’nin sarayında bulunan nakit para takriben on dört milyon dolar karşılığı Tunus lirası ve dövizdi. Birkaç ay sonra, İsviçre Dışişleri Bakanı Bin Ali ve yakınlarının İsviçre bankalarına yatırdığı toplam altmış milyon dolarlık hesabı dondurduklarını açıkladı. Diğer ülkelerde var olduğu iddia edilen hesap ve yatırımlar konusunda araştırma devam ediyor.
Libya’nın diktatörü Muammer Kaddafi’nin gizlediği servet ise başka bir muamma. Kaddafi’nin 2011 Ekim’inde öldürülmesini izleyen aylarda, Libya’nın ortasında Zillah kentinde gömülü yirmi ton altın ve doksan milyon dolar nakit bulundu. Daha sonra benzer bir gömünün Hun kenti yakınlarında çıkarıldığı haberi yayıldı. 2018’de Kaddafi’nin yeğeni Ahmed Kaddaf El Dam amcasının milyarlarca dolar servetinin Batılılar tarafından çalındığını iddia etti! Ve 2018’de bu defa Güney Afrika’nın o zamanki devlet başkanı Jacob Zuma’nın evinin mahzeninde Kaddafi’nin otuz milyon dolar sakladığı ortaya çıktı! Kaddafi ve yakınlarının çeşitli ülkelerde halen saklı kalan servetlerinin miktarı bilinmiyor.
Bu Arap diktatörleri devrildikleri için, ülke kaynaklarına el koyarak elde ettikleri servetleri hakkında bir fikir edinebiliyoruz. 2008’de yayımlanan bir araştırma, geçmiş yirmi yıl içinde Afrika diktatörlerinin servetlerini yüz ila yüz seksen milyar dolar olarak tahmin etmişti. IMF’nin eski direktörü Michel Camdessus da Afrika diktatörlerinin yasadışı servetlerine yakınlarınınkini de ekleyince, “haksız elde edilmiş servet”lerinin bin milyar doları bulduğunu bundan on yıl önce dile getirmişti. Günümüzde bu boyutta servetleri yurtdışında gizlemek daha zor olmaya başlasa da, gene de ancak diktatörler devrildiklerinde, varlığı iddia edilen, bir kısmı bilinen servetlerinin gerçek boyutu ortaya çıkıyor. Buna karşılık iktidarda olan diktatörlerin, örneğin Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’in birkaç milyar dolar olduğu iddia edilen servetiyle ilgili bilgiler 2016’da Panama Papers belgeleriyle ortaya çıkmıştı. Merkezinde Bank Rossia’nın olduğu para aklama sistemiyle Karayipler’de dolaşan miktar 2009-2011 yılları arasında bir milyar dolara yaklaşıyordu. Soçi Kış Olimpiyatları hazırlık harcamaları, Kremlin’in restorasyonu gibi büyük harcamalardan alındığı iddia edilen paylar dudak uçuklatıyor. Ama bunlar bir kısmı belgelense de, diktatör iktidarda olduğu sürece “iddia” olmanın ötesine geçmiyor.
Diktatörlerin iktidardan ayrılmayı kabul etmeleri için bu tazminat ve dokunulmazlık yöntemine başvurmalarının, diktatörlükten barışçıl yollarla çıkmanın makul bir yolu olduğu düşünülebilir. Ama bunun yeni diktatör adaylarını özendirmesi ihtimali de kuvvetli. Diktatörlükten feragat etmek için pazarlık masası açma geleneğinin başlaması riski var.
Bunun en yakın örneği, otuz yedi yıl Zimbabve’yi demir yumrukla yönetmiş olan Robert Mugabe’nin 2017 Kasım’ında hem partisi, hem ordu hem de sokağın baskısıyla istifa etmeyi kabul etmesiydi. Zimbabve’nin bağımsızlığının tarihî lideri,1924 doğumlu Mugabe, iktidarı “gönüllü olarak” terk etmek için, sekiz milyon dolar tazminat, yılda 125.000 dolar maaş, mutlak dokunulmazlık garantisi, yurtdışı seyahat masraflarının, sağlık ve güvenlik harcamalarının devlet bütçesinden karşılanması ve ölünce eşi Grace’in yıllık maaşının yarısını alması üzerine anlaştı. Ayrıca başkent Harare’de oturdukları 25 odalı, değeri sekiz milyon dolar olarak tahmin edilen konakta oturmaya devam etme hakkını da bu anlaşma paketine dâhil etti. Mugabe halen Zimbabve’de yaşamaya devam ediyor ve kendisine karşı darbe düzenlendiğinden şikâyet ederek, siyasal konulara çok fazla bulaşmıyor. Bu anlaşmanın Zimbabve kamu kaynaklarına yükünün on milyon dolara patladığı tahmin ediliyor.
Mugabe örneğini günümüz diktatörleri için uygulamak aslında o kadar kolay değil. Çünkü çoğu zaman diktatörler kamu kaynaklarının yağmalanmasına dayanan çok büyük bir servete sahip oluyorlar. Bu servetlerin boyutu bir ayrılma pazarlığında üzerine sünger çekilip, unutulacak gibi değil.
Muktedirin kişisel serveti ile kamu kaynaklarının tahsis ve kullanımının birbirine karıştığı bir neopatrimonyal düzen dünyada yaygın biçimde hüküm sürmeye devam ediyor. Muktedirlerin iktidarda kalma süreleri uzadıkça iktidarı terk etmelerinin maliyeti de kendileri ve yakınları için o oranda artıyor. Hele yargı bağımsızlığının olmadığı, medyanın büyük baskı altında tutulduğu, kurumsal denetim mekanizmalarının ya olmadığı ya da etkisiz bırakıldığı, eğer bir muhalefet varsa onun da bu konularda denetim yapma olanağının olmadığı ülkelerde, Lord Acton’ın dile getirdiği iktidarla ilgili o ünlü değerlendirme bir o kadar daha geçerli oluyor: “İktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar.”
Mutlak iktidar Türkiye’sinde durum bundan ne kadar farklı? Kaynak
Ek: #111487341
submitted by BrainyRedditor to TurkeyShouts [link] [comments]


2020.11.19 12:35 seriposoft Nasıl İltica Edebilirim? - Seripo

Nasıl İltica Edebilirim?
İltica nedir ne değildir tam olarak bilinmesi bu hakkın kullanılması kadar önemlidir. Çünkü insanlar kulaktan duyma bilgiler yüzünden durumu farklı olarak algılayabilmektedir. Öncelikle herkes doğmuş olduğu ülke bazında eşit şartlara sahip değildir. Bazı ülkelerde ırksal saldırılar bazılarında ise savaş ya da açlık gibi sıkıntılar yaşanmaktadır. Yaşanan sıkıntılar farklı ülkelere göç edilerek çözüme kavuşturulabilmektedir. İltica hakkı ise yaşanmak istenen ülkelere yerleşme izni alabilmek olarak tanımlanabilmektedir. Ancak her ülkenin bu alanda belirlemiş olduğu şartlar ve koşullar değişim göstermektedir. Bundan ötürü araştırmaların ülke bazında yapılması önerilmektedir.

Sığınma Hakkı Talebi

Bireylerin sığınma hakkı taleplerinin onaylanmasından sonra onay veren ülkenin koruması altına girmeleri mümkündür. Böylece kişisel olarak yaşam şartlarının bir basamak daha yükseleceğinin altı çizilmektedir. Zaten pek çok sığınması bu neden yüzünden hak talebinde bulunmaktadır. politik ve hukuki bir hak olan ilticanın talepleri de ülkelerin adli makamlarına yapılmaktadır. kişiler hali hazırda turist olarak bulundukları ülke için de iltica hak talebinde bulunabilmektedir. İlk sınır geçişleri anına sınır polislerine de iltica taleplerinin olduğu iletilebilmektedir. Her iki şekilde de uygun olan yönlendirmeler gerçekleştirilmektedir. Bazı ülkeler özellikle toplu taleplerde mülteci kamplarında belli sürelerin geçirilmesini istemektedir. Özellikle Almanya’da kamplarda kademeli şekilde kalma zorunluluğu bulunmaktadır. Tabi sığınma hakkı talebinde bulunulabilmesi için gerekli olan şartların sağlanması da oldukça önemlidir.

İltica İçin Geçerli Sebepler

Günümüzde ülkelerin büyük bir kısmında iç savaş yaşanmaktadır. Yaşanan iç savaşlardan siviller maksimum derecede zarar gördüklerinden iltica nedenleri arasında iç savaşlar ne yazık ki ilk sırada yer almaktadır. Çatışmalar ve soykırımlar da insanların yaşam haklarının tehlikede olduğunu gösteren nedenlerdendir. Kısacası yaşama hakkının tehlikede olduğunu gösteren durumlar iltica talebinden onay alınmasının anahtarları olarak gösterilebilmektedir. Bu hakkın bireysel olarak kullanılması da kitlesel şekilde talep edilmesi de mümkündür. Son olarak politik bir hak olması neden ile ülkeler arasındaki anlaşmalara da bağlı olarak tercih edilmese de siyasiler de bu hak talebinde bulunabilmektedir.

İltica Şartları

İltica şartları bu hakkın talep edildiği ülkeye göre farklılık göstermektedir. Buna karşın ülkeler nedenlerin gösterilme şekli konusunda hemfikirdir. Nüfusun dengeli bir şekilde dağılabilmesi açısından her talep onay alamamaktadır. Kişiler taleplerinin onay almasını istedikleri durumlarda ilk olarak can güvenliklerinin hangi neden yüzünden tehlikede olduğunu açıklamak zorundadır. Üstelik kendi ülkesinin herhangi bir yerinde de koruma elde edebilecekken neden bu yolun tercih edilmediği de detaylandırılmalıdır. Görüldüğü gibi nasıl iltica edebilirim konusunda kişisel hikayelerin net, açıklayıcı ve ayrıntılı şekilde yazılması oldukça önemlidir. Hikayelerin resmi olan belgelerle desteklenmesi de şart arasında bulunmaktadır. Gerek görsel gerekse yazılı olabilen belgeler kişilerin yaşam güvencelerinin olmadığının kesin kanıtları arasında yerlerini alacaklardır.

İltica Süresi

İltica denince akıllara ilk olarak mülteci kampları gelmektedir. Ancak kampların koşulları eskiden olduğu gibi kötü değildir. Özellikle gelişmiş ülkelerde prefabrik yapılar inşa edilmiş durumdadır. Yapıların içlerinde kişisel alanların temin edilmesi mümkündür. Kantinler ise yine kişisel alışverişler için kamplarda görev yapmaktadır. İltica süresinde kamplarda konaklama zorunluluğu bulunmaktadır. Bununla birlikte hangi kampta ne kadar süre konaklama yapılacağı her ülkede aynı değildir. Daha önce de belirtildiği üzere Almanya bu konuda aşamalı sistem uygulamaktadır. Üç ay kalınması zorunu olan kamplardan sonra farklı alanlara gönderilen mülteciler iltica taleplerinin onay almasından sonra kendilerine yeni bir düzen kurabilmektedir. Böylelikle insanlar hem hayati güvence hem de yeni bir gelecek hakkı elde etmiş olmaktadır.
submitted by seriposoft to u/seriposoft [link] [comments]


2020.11.18 13:03 nudree Buzağıların Bakım ve Beslenmesi

Buzağıların Bakım ve Beslenmesi
Doğumdan hemen sonra buzağıların beslenmesi: İlk 1 saat içerisinde buzağının en az 2 litre ağız sütü (kolostrum) içtiğinden emin olunmalıdır. Buzağıya ilk 3 gün anne sütü (kolostrum) günde 4-5 defa ve günlük 4-5 litre olarak içirilmelidir.
Doğum gerçekleşir gerçekleşmez yavrunun nefes alıp almadığı kontrol edilmelidir.
Ağız ve burnundaki müköz (sümüksü) kalıntı temizlenmelidir. Gerekirse solunumu uyarmak üzere buzağı başı aşağı gelecek şekilde sallandırılmalı, baş bölgesine soğuk su uygulanmalı ve/veya dili birkaç kez hafifçe çekilip bırakılmalıdır.
* Göbek kordonu dipten kopmamış ise karnına en yakın kısımdan başlayarak kordon
aşağıya doğru sıvazlanmalı ve içindeki sıvı boşaltılmalıdır. Daha sonra içine tentürdiyot akıtılan göbek kordonu, karına 4-5 cm uzaklıktan antiseptiğe batırılmış bir iple bağlanmalı ve bağlanan noktanın 3-4 cm altından temiz bir makasla kesilmelidir.Doğum esnasında dipten kopmuş veya kesilen göbek kordonu bölgesine, üç gün boyunca günde iki kez tentürdiyot sürülmelidir.
*Doğumdan sonra inek yavrusunu yalayarak hem yavrunun kurumasına hem de dolaşımın hızlanmasına yardımcı olur. Eğer inek herhangi bir nedenle bu işi yapmıyor ise buzağının üzerine hafif tuz serpilerek yalaması teşvik edilmeli veya kuru bir bez veya yataklık sapla; buzağı iyice silinerek, kurutulmaya çalışılmalıdır.
*Normal bir buzağı doğumundan yarım saat sonra ayağa kalkar ve bir saat içerisinde annesini emmeye çalışır. Buzağı emmeden önce, anasının meme başları ve çevresi ılık sabunlu suyla yıkanıp, temiz bir bezle kurulanmalı ve hızla emzirmeye çalıştırılmalıdır.
*Eğer yavru annesini emerse ineğin sağımı sırasında devamlı yavrunun emmesini isteyeceğinden sağım zorlaşır ve verim düşüklüğü şekillenebilir. Ayrıca memeden emen yavrunun ne kadar Kolostrum/süt içtiği de bilinemez. Bu nedenle mümkünse buzağılara ağız sütü sağılarak, mutlaka vücut ısısında (38 ºC) soğutmadan verilmesi sağlanmalıdır.
*Doğuma yaklaşık beş hafta kala meme bezinde başlayan kolostrum salgılama, gebeliğin son iki haftasında maksimum seviye ulaşır. Buzağı doğduğunda ise aniden durur. Kolostrum, doğumla beraber memeden sağılan son derece komplike bir salgıdır.Kolostrum (ağız sütü), normal süte göre 2 katı kuru madde, 3 katı mineral ve 5 katı protein içerdiği gibi yüksek oranda; buzağının acil ihtiyacı olan vitaminler, enerji, büyüme faktörleri, hormonlar ve hastalıklardan korunmasına yardım eden bağışıklık maddelerine (IgG) sahiptir. Kaliteli kolostrum buzağı için tek sağlıklı yaşam iksiridir.
* İnekler, kolostrumunda sadece karşılaştığı hastalıklara karşı koruyucu maddeleri barındırırlar. Bu nedenle başka çiftliklerden gelenlerle işletmede ki genç inekler; işletmeye özgü muhtemel hastalık etmenlerine karşı yeterli miktarda antikor (IgG) oluşturamayabileceğinden, yeni doğan buzağılar ilk 24 saat boyunca olgun ineklerden (2 ve üzeri doğum yapmış) alınacak kaliteli kolostrumla (50g/lt ˂ IgG) beslenmelidir.
*Kıvamsız, akışkan ve açık renkli kolostrum antikor ve besin maddeleri yönünde fakir olacağı için yeni doğan yavruyu hastalıklardan yeterince korumayacaktır. Bu nedenle IgG yoğunluğu 50 mg/ml altında olan kolostrumlar buzağıya ilk 24 saate değil 2-4. günlerde gıda olarak verilmelidir.
Kolostrumun kalitesi ve/veya miktarı üzerine etki eden anaya bağlı faktörler ; -Hayvan refahı; strese maruz kalması, -Kuruda kalma süresi; Sağmal ineklerin kuruda yaklaşık 40 günden az veya 70 günden fazla kalması, -Mevsim; gebeliğin son döneminde özelikle de düvelerde IgG seviyesini % 20 oranında düşürmesine neden olan sıcaklık stresi, Kolostrum ne kadar koyu renkli ve yoğun-krema kıvamında ise o kadar kalitelidir. Ağız sütünün kalitesi gözle anlaşılabilir. Ancak işletmelerin kolostrumun kalitesini belirleyen kolostrometreye sahip olmasında fayda vardır. Bu amaçla ağız sütünün bağışıklık düzeyini belirlemede dansimetre veya Brix refraktometresi (%0-32) kullanılabilir. Brix değeri (yoğunluğu) % 22(50 mg/ml) veya oda ısısında dansimetre yoğunluğu 1050 ve üzeri kolostrumlar kaliteli olarak kabul edilmektedir. - Bakım ve besleme koşulları; havasız, karanlık, hareketsiz ve kirli ortamlar, açlık, yetersiz ve/veya dengesiz rasyonlar, başta selenyum ve E vitamini olmak üzere mineral ve vitamin yetersizlikleri, -Mastitis ve diğer hastalıklar; Klinik mastitis ve diğer birçok patojenik hastalık etkini, kolostrumun miktarını ve kalitesini olumsuz etkilediği gibi kolostrumla da yavruya geçmektedir. Ancak subklinik mastitis de kolostrumun IgG konsantrasyonu düşerken, üretim miktarı azalmaktadır. -Diğer faktörler; erken veya güç buzağılama, doğumdan önce sağılması veya memede sızıntı, ilk doğum veya aşırı yaşlılık, VKS 2,5 dan düşük veya 3,5 dan yüksek olmasıdır.
#buzagilarinbakimvebeslenmesi #canlihayvanpazari
submitted by nudree to u/nudree [link] [comments]


2020.11.15 18:37 bebekyasami Hamile Kalmak İçin Ne Yapılmalı

Hamile kalmak için öncelikle acele etmemeniz gerekmektedir. Çünkü sağlıklı bir kadının, bir ay içerisinde hamile kalma şansı neredeyse yalnızca yüzde 15–20 arasında değişmektedir. Lütfen hamile kalmanın biraz zaman alacağını unutmayalım. Araştırmalara göre bebek sahibi olmak isteyen her 10 çiftten 8 ila 9’u mutlaka hamile kalmaktadır. Hamilelik şansınızı arttırmak için eşinizin spermlerini mümkün oldukça sık sık ve en doğru zamanlarda almanız gerekmektedir. İlişkiye girerken bu ilişkinin korunmasız gerçekleşmesi gerektiğine dikkat edin.

Hamile Kalmak İçin En Uygun Zaman Nedir?

Hamile kalmak için en uygun zamanlardan birisi, adet döngünüzde ne zaman ilişkiye gireceğinizi çok iyi bilmektir. Yumurtlama döneminizden sonra 1 ile 2 gün arasında ilişkiye girerseniz eğer doğurganlığınızı en üst düzeye çıkartabilirsiniz. Yumurtlama döneminiz ise son adetinizin ilk gününden (eğer adet döngünüz 28 gün sürüyorsa) yaklaşık 2 hafta sonrasıdır. Eğer adet döngünüz düzensiz bir şekilde devam ediyorsa, ne zaman yumurtlama döneminiz ve ne zaman doğurganlık döneminizin olacağını tahmin etmek daha zor olacaktır. Bu tahmini kolaylaştırmak için kullanabileceğiniz birkaç yöntem bulunmaktadır. Bunlar ovulasyon tahmin kiti, bazal vücut ısısı, servikal mukus değişiklikleri vb gibidir. Eğer bu yöntemleri uyguladıktan sonra yumurtlama döneminizi takip etmekte hala güçlük çekiyorsanız bu konuda doktorunuza başvurmanızı öneririz. Ayrıca doğurganlığınızı en üst düzeye çıkartmak için sigara ve alkol içmekten, fazla kafein ve soda tüketiminden, yorucu egzersizlerden uzak durmanız gerekmektedir. Sağlıklı kilonuza ulaşmak, en önemli etkenlerden biridir. Eğer düzenli kullandığınız herhangi bir ilaç var ise mutlaka doktorunuz ile konuşun.

Hamile Kalmak İçin Doktora Gitmeli miyim?

35 yaşın altındaysanız ve eşiniz ile sağlık durumlarını gayet iyi ise bir yıl içerisinde hamile kalmama olasılığınız çok düşük bir ihtimaldir. Eğer bir yıl içerisinde hamile kalmadıysanız, doğurganlığınızı kontrol ettirmek için mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekmektedir. 35 yaşın üstünde iseniz bekleme süreniz maksimum 6 ay ile sınırlı olmalıdır. Kısırlık hem erkeklerde hem de kadınlarda baş göstermektedir ve tedavisi mümkündür.
https://www.bebekyasami.com/hamile-kalmak-icin-ne-yapilmali-26
#hamilelik #gebelik #hamilekalmakicin #gebekalmakicin
submitted by bebekyasami to u/bebekyasami [link] [comments]


2020.11.08 13:32 aydalistkemal Kadınlar ve Erkekler

Merhaba arkadaşlar normalde kişisel bakım serisi yapıyordum ama hem yeni şeyler deniyim bakımla ilgili hemde bu konuyada değinmek istedim grupta gördüğüm postlar üzerine.Öncelikle iki cinsiyetinde en çok ne tür kriterleri tercih ettiğine bakalım genelleme yapicam tamamı böyle demiyorum.Biz erkekler olarak öncelikle 23 yaşına kadar genel olarak fizik+yüz güzelliğine bakıyoruz.Kadınlar ise maço+kabadayı+serseri veyahut yakışıklı erkeklere bakıyorlar.Öncelikle biz erkekler neden dış görünüşe önem veriyoruz bunu inceleyelim bunun için evrimsel psikolejiyi ele alıcaz.Öncelikle bir süre önce fazla değil 50-100 yıl arası bir zamandan bahsediyorum.Daha fazla egemendik şimdiki gibi değil elde edebileceğimiz herşeyi elde edebiliyorduk yani bir kadının eğer ailesi zengin değilse bize cinsel ilişki ve ev işlerinden daha fazla bir katkısı olamazdı bundan dolayı dış görünüşe önem veriyorduk.Bakıcak olursak kalçalar ve göğüsler bize en çekici gelen yerlerden peki neden? Cebabı şu avcı toplayıcı toplumlardan kalma bir içgüdü doğurganlığın sembolü buda bize çekici geliyor.Gelelim kadınlara peki onlar neden sorunlu tiplerle çıkıyor bunun nedeni biraz farklı.Başlıca nedeni ise aile yapısından kaynaklı örneğin benim arkadaşım kızın ailesi baskıcı bir aile ve kız kıskanılmaktan oldukça hoşnut oluyor.Sevginin böyle birşey olduğunu sanıyor dolayısıyla belli bir yaşa geldikten sonra bu tür kızların 18den sonra sevgilisi olur büyük bir olasılıklada kekonun biriyle çıkar hayatını sikme potansiyeline sahip biriyle.Diğer nedeni ise sahiplenilme duygusu buda avcı toplayıcı toplumlardan kalmış feminem bir duygudur.Bazı kızlarda var öyle her erkeğin kısıtlamalarınıda kabullenmez bazı erkeklerinkini kabullenirler.İşte maskülen erkekler olur bunun bazı yolları vardır ve kişilik ve tavır olarak değişmeniz lazim olur.Dolayısızlaburda kimsenin suçu yok asıl orospu çocukluğu bütün kızlarla sikişip bakire kız arıyan ibneler ve 30 a kadar bad boylara amını siktirip okul zamanında dalga geçtiği o sözde inek çocuklarla evlenmek isteyen kaşarlardır.Ek olarak sizin ya beni kıskanıyor seviyor aşık bana yhaa dediğiniz erkeklerden ayrıldıktan sonra size zarar vermesi sizin sorununuz aynı bazı kaşarlara gidipte aldatılınca yada duygularıyla oynaninca bütün karılar kahpe amığagoyum tipler gibi.
submitted by aydalistkemal to KGBTR [link] [comments]


2020.11.07 13:59 Furious_Octopus ŞARKININ SÖZLERİ: Deniz Kızı 2 Vice (Türkiye) DENIZ KIZI 2 LYRICS

ŞARKININ SÖZLERİ: Deniz Kızı 2 Vice (Türkiye) DENIZ KIZI 2 LYRICS [Verse 1] Daha çok küçükken başladı dertlerim, üstüme geldi ve kaçmadım Herkesi iyi birisi sandım, aklıma gelmedi kötü oldukları Katlanıp her şeyi içime atınca inat yapıp bekledim, nedeni yoktu tabi sapıtmıştım Güvenememeyi bana babam alıştırdı, ben de gidip de anama sarılmıştım Anlatayım size neden bu denli sevgiyle, bu aşkla Deniz'e bağlıyım Yerine farklı kız koyamadım asla, birkaç kez denedim gerizekalıyım Ki benim el attığım her şeyde biraz sen vardın. Bana çekilen aşkın Izdırabı kaldı, şimdi dinle bunu ve anla beni de yak deliren aklımı 8. sınıfa başladım, sınıfta Deniz adında bir kız vardı İlk görüşte hoşlandım, sevdim ve de bi' hayli kıskandım Ben cesaret dolu bi' çocuktum oysa ki onu görene kadar ayıkmazdım İyice hırslandım, gidip duygularımı önüne sericektim yadırgandım Bi' gün bi' dostum dedi ki "Öyle kuru kuru olmaz gidip hediye falan ver" Hediye falan dertti bana, param yok. Daha küçüğüm de ileriye bakan derdi ki: "Bu çocuk hırslı, istediğini alır, uğraşır yani dişe diştir" Madem öyle hediye lazım para bulmak için gidip bir işe girdim Bir cuma günü tam işimi bitirdim, kapıdan içeriye Deniz girdi, beni sevindirdi Fakat o başka bi' sebepten ötürü gelmiş, gerilmiştim Ona da "Neden buradasın?" dediğimde güldü sonra dedi ki "Can, babam nerde?" Ben kafam yerde bi' şekil içeri gittim, utandım, dedim ki "Sabah gelmez o" Ona hediye alacağım paranın babasından çıkması garip olaydı Hani kolaydı lan aşk meşk işleri, sürekli acı çekip panik olandım Ama o gün bi' cesaret patladı, volta atar gibi bi' ileri bi' geri gidiyo'dum Hediye ve çiçekle karşısına geçtim ve sonunda dedim ki "Seni seviyorum" En güvendiği çalışanı bendim, söyledim kızını sevdiğimi Ve de ona hediyeler almak için çalışıp da onca çaba gösterdiğimi Anlamıştı zaten ve dedi ki bana "Anlıyorum bu konudaki netliğini" Ben de tekrar teşekkür ettim kızınızı bana emanet ettiğiniz için Bunun üzerine bi' kaç hafta geçti ben grip oldum, hastalandım Meraklanan kız arkadaşım dedi ki "Bi' doktora gidelim ilaç yazar" Sırf üzülmesin diye de gitmiştim peşinden. İnat yapar, hırs yapar Kaçardım hastane ortamlarından, sonra da saçmalardık Ama 2 gün sonra da şehir dışına çıkması gerekiyo'du tüm ailesiyle Ben hastaydım hala "Gitme" dedim, "Olmaz" dedi ve feda edince Ben tüm cümlelerimi gitmemesi için "Tamam lan gitmicem" dedi İkimiz de kalcaktı, 4'te çalan bir telefon tüm gecemizi berbat edince Tabi şaşırdım, hatta polis vardı dedi ki "Evladım sen kimsin?" "Ben Deniz'in erkek arkadaşıyım, gecenin bu saatinde sen kimsin?" "Beni iyi dinle bi' bak şimdi" dedi ve sözüne gerilerek devam etti "Seferihisar'da bi' trafik kazası sonucu o kızın ailesi vefat etti" Hay amına koyim Deniz uyuyodu, bi' bilse kendimi çok zor tutuyo'dum. Ona nasıl anlatacağımı da kuruyo'dum kafamda Deniz uyandı ve de söyledim ağlama çığlıklarını da duyuyo'dum Bu nası bi' hayat dersi lan? Şans her defada kaderin ağlarını Üstüme atıp da hayatımın amına koyuyo'du Ailesi yoktu artık onun ama benden başka, ben her şeyiydim Bi' yandan acı verip bi' yandan mutluluktu bu da bana. Gerçeğin hiç Değişmeyeceğini sanıp er geç inisiyatif kullanmak da bi' dert değildi Tabi hayatımızın sonuna kadar beraberiz dedik de bak neredeyiz biz Olgunlaştım, geliştim, okulu bırakıp bi' işe girdim Çünkü biz evlenicez lan demiştik. O dönem Türkiye'nin coğrafyasından da daha çok denize sahiptim Onun sade 4'te 3'ü denizle kaplı, benim her tarafım denizdi (benim her tarafım denizdi lan) 2 sene geçti bizde kalıyo'duk, bi' sıkıntımız da yoktu çok şükür Annesi ve babası gibiydim her zaman yanındayım da çok küçük Yaşta vefat edince kaybetti her şeyi, o mutluyken bile gözleri dolu Babamdan görmediğim baba şefkatini Deniz'e gösteriyo'dum Ben işe giderdim, o yemek yapardı, evde de sürekli Sebep arardık sarılmak için "Eve geç kalma erkenden gel..." Sen hep "...tamam mı?" diyince tabi beni bu mutlu ediyo'du Yeni imkanlar yaratıyo'dum, beni görmek için evde can atıyo'du Kalbi küçük sade ben sığabiliyo'dum 3. senemizdi bi' gece yorgun argın döndüm eve ve keyif yoktu Kapıyı çaldım annem açtı "Boşuna arama" dedi ve evde Deniz yoktu Ben de merak edip de sordum "Nerede bu kız?" evde iyice köpürmüştüm Deniz'in öz abisi gelip de kızı İstanbullara götürmüştü 2 ay geçti, haber aldığım anda valizimi toplayıp İstanbul'a gittim. Abisi her gün dövüp de soruyormuş kıza "Kim lan bu Can?" Ve insaf duyan da yoktu Deniz'e, bi' de artık güvenmek ne kadar Zor geliyo'dur onun için, bi' de abisi ayarlamış kıza üvey anne baba Sabrım kalmadı artık yeter dedim, Deniz'le İzmir'e kaçtık Gizli felandı, yine de olsun beraberdik Kilitli kalan korkulara da sahiptik fakat amacımız hiçbir zaman kötü değildi Bizi canlı halde ayıramazlardı da kader toprağa bi' ölüme zincir vurdu 4-5 ay evden çıkmadık aslına bakarsan bayağı bi' sapıttık Çünkü tedirgindim abisi gelir diye, Deniz'i tekrar kaçırdı Olacak gibi değil bulamıyo'dum onu lan aklımı iyicene kaçırdım Hastanelerde yattım onca ay ve kimseler demedi ki hiç "nasılsın?" Ben hala daha bulamadım seni, İstanbul seni aldı benden Bi' yardım elvermez tanrım her yerde dertler elzemse sırıtma Ben korsanlar kadar çaresiz ve de bi' o kadar da tutsağım hala Sen daha gönlümde yaşayan özgür bir deniz kızıysan [Hook] (x2) Yağmur ve rüzgarların nedeni yok Dünya ellerimde Kalbinden uzak olabilirim ama Bu aşkı engellemez
submitted by Furious_Octopus to kopyamakarna [link] [comments]


2020.11.04 12:49 nudree Buzağıların Bakım ve Beslenmesi

Buzağıların Bakım ve Beslenmesi
Buzağıların Bakım ve Beslenmesi
https://preview.redd.it/7fi64o8lo7x51.jpg?width=731&format=pjpg&auto=webp&s=6f7d2c83f84a6b8c0c5609af9dea02b6b314aa96
Doğumdan hemen sonra buzağıların beslenmesi: İlk 1 saat içerisinde buzağının en az 2 litre ağız sütü (kolostrum) içtiğinden emin olunmalıdır. Buzağıya ilk 3 gün anne sütü (kolostrum) günde 4-5 defa ve günlük 4-5 litre olarak içirilmelidir.
Doğum gerçekleşir gerçekleşmez yavrunun nefes alıp almadığı kontrol edilmelidir.
Ağız ve burnundaki müköz (sümüksü) kalıntı temizlenmelidir. Gerekirse solunumu uyarmak üzere buzağı başı aşağı gelecek şekilde sallandırılmalı, baş bölgesine soğuk su uygulanmalı ve/veya dili birkaç kez hafifçe çekilip bırakılmalıdır.
* Göbek kordonu dipten kopmamış ise karnına en yakın kısımdan başlayarak kordon
aşağıya doğru sıvazlanmalı ve içindeki sıvı boşaltılmalıdır. Daha sonra içine tentürdiyot akıtılan göbek kordonu, karına 4-5 cm uzaklıktan antiseptiğe batırılmış bir iple bağlanmalı ve bağlanan noktanın 3-4 cm altından temiz bir makasla kesilmelidir.Doğum esnasında dipten kopmuş veya kesilen göbek kordonu bölgesine, üç gün boyunca günde iki kez tentürdiyot sürülmelidir.
*Doğumdan sonra inek yavrusunu yalayarak hem yavrunun kurumasına hem de dolaşımın hızlanmasına yardımcı olur. Eğer inek herhangi bir nedenle bu işi yapmıyor ise buzağının üzerine hafif tuz serpilerek yalaması teşvik edilmeli veya kuru bir bez veya yataklık sapla; buzağı iyice silinerek, kurutulmaya çalışılmalıdır.
*Normal bir buzağı doğumundan yarım saat sonra ayağa kalkar ve bir saat içerisinde annesini emmeye çalışır. Buzağı emmeden önce, anasının meme başları ve çevresi ılık sabunlu suyla yıkanıp, temiz bir bezle kurulanmalı ve hızla emzirmeye çalıştırılmalıdır.
*Eğer yavru annesini emerse ineğin sağımı sırasında devamlı yavrunun emmesini isteyeceğinden sağım zorlaşır ve verim düşüklüğü şekillenebilir. Ayrıca memeden emen yavrunun ne kadar Kolostrum/süt içtiği de bilinemez. Bu nedenle mümkünse buzağılara ağız sütü sağılarak, mutlaka vücut ısısında (38 ºC) soğutmadan verilmesi sağlanmalıdır.
*Doğuma yaklaşık beş hafta kala meme bezinde başlayan kolostrum salgılama, gebeliğin son iki haftasında maksimum seviye ulaşır. Buzağı doğduğunda ise aniden durur. Kolostrum, doğumla beraber memeden sağılan son derece komplike bir salgıdır.Kolostrum (ağız sütü), normal süte göre 2 katı kuru madde, 3 katı mineral ve 5 katı protein içerdiği gibi yüksek oranda; buzağının acil ihtiyacı olan vitaminler, enerji, büyüme faktörleri, hormonlar ve hastalıklardan korunmasına yardım eden bağışıklık maddelerine (IgG) sahiptir. Kaliteli kolostrum buzağı için tek sağlıklı yaşam iksiridir.
* İnekler, kolostrumunda sadece karşılaştığı hastalıklara karşı koruyucu maddeleri barındırırlar. Bu nedenle başka çiftliklerden gelenlerle işletmede ki genç inekler; işletmeye özgü muhtemel hastalık etmenlerine karşı yeterli miktarda antikor (IgG) oluşturamayabileceğinden, yeni doğan buzağılar ilk 24 saat boyunca olgun ineklerden (2 ve üzeri doğum yapmış) alınacak kaliteli kolostrumla (50g/lt ˂ IgG) beslenmelidir.
*Kıvamsız, akışkan ve açık renkli kolostrum antikor ve besin maddeleri yönünde fakir olacağı için yeni doğan yavruyu hastalıklardan yeterince korumayacaktır. Bu nedenle IgG yoğunluğu 50 mg/ml altında olan kolostrumlar buzağıya ilk 24 saate değil 2-4. günlerde gıda olarak verilmelidir.
Kolostrumun kalitesi ve/veya miktarı üzerine etki eden anaya bağlı faktörler ; -Hayvan refahı; strese maruz kalması, -Kuruda kalma süresi; Sağmal ineklerin kuruda yaklaşık 40 günden az veya 70 günden fazla kalması, -Mevsim; gebeliğin son döneminde özelikle de düvelerde IgG seviyesini % 20 oranında düşürmesine neden olan sıcaklık stresi, Kolostrum ne kadar koyu renkli ve yoğun-krema kıvamında ise o kadar kalitelidir. Ağız sütünün kalitesi gözle anlaşılabilir. Ancak işletmelerin kolostrumun kalitesini belirleyen kolostrometreye sahip olmasında fayda vardır. Bu amaçla ağız sütünün bağışıklık düzeyini belirlemede dansimetre veya Brix refraktometresi (%0-32) kullanılabilir. Brix değeri (yoğunluğu) % 22(50 mg/ml) veya oda ısısında dansimetre yoğunluğu 1050 ve üzeri kolostrumlar kaliteli olarak kabul edilmektedir. - Bakım ve besleme koşulları; havasız, karanlık, hareketsiz ve kirli ortamlar, açlık, yetersiz ve/veya dengesiz rasyonlar, başta selenyum ve E vitamini olmak üzere mineral ve vitamin yetersizlikleri, -Mastitis ve diğer hastalıklar; Klinik mastitis ve diğer birçok patojenik hastalık etkini, kolostrumun miktarını ve kalitesini olumsuz etkilediği gibi kolostrumla da yavruya geçmektedir. Ancak subklinik mastitis de kolostrumun IgG konsantrasyonu düşerken, üretim miktarı azalmaktadır. -Diğer faktörler; erken veya güç buzağılama, doğumdan önce sağılması veya memede sızıntı, ilk doğum veya aşırı yaşlılık, VKS 2,5 dan düşük veya 3,5 dan yüksek olmasıdır. #buzagilarinbakimvebeslenmesi #canlihayvanpazari
submitted by nudree to u/nudree [link] [comments]


2020.10.29 16:24 bekindyourself Diadermine Hydralist Nemlendirici Sprey İnceleme

Güzel bir nemlendirmeye ve kullanım kolaylığına sahip Diadermine Hydralist Nemlendirici Sprey’i çantanızdan ayırmak istemeyeceksiniz. Makyajdan, çevresel faktörlerden ve daha bir çok sebepten dolayı kuruyan cildimizi nemlendirmek hiç bu kadar kolay olmamıştı!
Son zamanlarda hayatımıza giren nemlendirici sprey ürünler, kullanım kolaylığı ve normal krem nemlendiricilerden farkları sayesinde hepimizin ilgisini çekmeyi başardı. Örneğin kolayca emilmesi, cildi ferahlatması ve makyajın üstüne bile kullanılabilmesi nemlendirici sprey ürünleri bir adım öne çıkardı diyebiliriz.
Yüzünüzün gün içinde yorgun ve solgun görünmesini nemlendirici spreyler ile önleyebilirsiniz. Nemlendiricinizi uyguladıktan sonra etkisini güçlendirmek adına yüzünüze sıkabilir veya makyajınızın yüzünüzde kalma süresini nemlendirici sprey ile arttırabilirsiniz.
Rüzgar, güneş, kirli hava gibi çevresel faktörler ve yoğun makyajlar yüzünden kuruyan cildimizi, hızlı ve etkili bir şekilde nemlendirmemizi sağlayan nemlendirici sprey ürünler, aynı zamanda cildimize doğal ışıltı katarak sağlıklı bir görünüme kavuşmamızı sağlıyor. Hem çantamızda az yer kaplıyor hem de kolayca kullanılabiliyorlar. Daha ne isteriz ki!

Diadermine Hydralist Nemlendirici Sprey Nedir?


Devamını okumak için buraya tıklayınız.
submitted by bekindyourself to u/bekindyourself [link] [comments]


2020.10.25 23:59 karanotlar VE TÜRK’ÜN GÜCÜ TEST EDİLDİ

Osmanlı’dan sonra kurulan yüzyıllık Türkiye’nin gücü nedir? Stratejisi, geleceği ve uygarlık seviyesi itibariyle pozisyonu nasıl görülüyor? Toplum devlet ilişkisi, toplum bilinci ve devlet kurgusu ne düzeydedir? Ve bu devletin gücünü test etmek mümkün mü?Kurgu ile gerçekleştirilen darbeden sonra devlet, aynen yüzyıl önceki gibi, kendini yeniden reorganize etti. Yek vücud olup sınır içinde ve dışında savunmadan çıkıp atak pozisyonuna geçti. Kemalistler, muhafazakar İslamcılar, milliyetçiler güç birliğine gitti. İktidarı ve muhalefetiyle toplumu da hazırlayıp ırkçılıkla donattılar. Ekonomik, siyasal, sosyal krizlerin hepsini bastırdılar. Provokasyonlarla karşı düşmanlar oluştururken, propaganda ve hamasi söylemlerle de safları ırkçı milliyetçi emellerle beslediler. Eş zamanlı olarak operasyonlara geçtiler. Kürt kentlerine tanklar ve toplarla saldırı başlattılar, ardından yerel yönetimleri gasp ettiler. Kürt siyasetçilerini, STK temsilcilerini o gün bügündür aralıksız tutukluyorlar. Aynı şekilde batı bölgelerinde sendikaları, STK yönetici ve üyelerini, Îslamcısından solcusuna, liberaline değin bir dizi tutuklamalara gittiler, sürgünlere sebep oldular. Akabinde Antep’te bir Kürt düğününde onlarca sivil insanın ölümüne yol açacak katliamı gerekçe yapıp Suriye’ye girdiler. Böylece belki ilk kez bu kadar açık biçimde saldırı girişiminde bulundular. Bab-Cerablus ardından Afrin, devamında Serêkaniyê ve Girê Spî işgaliyle toprak ele geçirme hevesini açıkça gösterdiler. Sonra Akdeniz’in fethi ve Libya’ya akın etme hayallerinin peşinden gidildi. Kürdistan’da ilk elde Xakurke, devamında Heftanin’de kalıcı olacak biçiminde saldırı girişiminde bulundular. Kerkük’te paramiliter güçleri organize ederek müdahil olma, Başika’da Sunni Arapları eğiterek Şengal ve Musul’u da çevreleme ve denetim alanına almaya çalışıyorlar. Askeri güç yanı sıra istihbarat eliyle ajanlaştırma, entrika, bağlı örgütler oluşturup güç olma derdindeler. Nihayetinde şimdi Karabağ’dalar. Kudüs, Kerkük ardından Karabağ’da da kronik kriz yaratmak için birçok güçle birlikte fitili yaktılar. Bu kentlerde dinsel, etnik, politik krizler hiçbir zaman çözüme kavuşmaz. Stratejik pozisyonları, zengin doğal kaynaklara yakınlıkları, etnik ve kültürel çoğulculuk birçok gücün müdahalesine, komplo ve entrikasına zemin olur. Kriz derinleştikçe müdahil ülkeler, çevre ülke ve bölgeler ister istemez etkilenir, krizden kaynaklı istikrarsızlık, bağımlılık, çatışma ve çözümsüzlükle baş başa kalır. Erdoğan, Akar, Fidan, Bahçeli, Başbuğ, Soylu’dan oluşan koalisyona Çiller, Ağar, Alan, Çakıcı gibi 90’ların karanlık döneminin sorumluları da açıktan destek veriyor. Halkı da belli ölçülerde etkilerine almış durumdalar. Peki ne yaptılar? Birkaç cephede birlikte çatışma yürüttüler, istihbarat veya taktiklerle kaos ve krizler çıkarıp farklı ülkeleri karşı karşıya getirdiler, sorunlara ortak ettiler; ABD-Rusya gibi büyük güçler arasındaki çatlaklardan yararlanmak için denge ve dengesizlikleri kullanarak çıkar sağlamaya çalıştılar. AB ile demokrasi uyum süreci ve ekonomik işbirliğini bir kenara bırakırken, mültecileri, radikal İslamcıların şiddetini bir araca dönüştürüp Avrupa’ya karşı şantaj, tehdit ve şiddete dönüştürdüler, para talep ettiler, uygulamalarına sessiz kalmalarını istediler. Kısmen başardılar da. Tekstil, turizm, inşaat ve tarıma dayalı ekonomiye bir miktar montaj ve silah sanayini eklediler. İçeride ve dışarıda çok insan öldürdüler. Çok kaos yarattılar. Çelişkileri ve uzlaşmazlıkları büyüttüler ve bundan da kahramanlık hikayeleri çıkardılar. Peki gerçekten öyle mi? Süreci bir test olarak kabul edip sonuçlarına baktığımızda TC Osmanlı’dan bir adım öteye gitmiş değil. Hala fetihçi mantıkla hareket ediyor. Hala bir türlü dikiş tutturamayan Türkçülüğü kurmaya çalışıyor ve bunun dışında kalanları asimilasyon, şiddet, sürgün ve katliamla eritme, yok etme ısrarını elden bırakmıyor. Kapitalist sistemin düsturu olan kalkınma, refah, demokrasi, pazar serbestiyeti, rekabet, sermayenin özgürlüğü konusunda dahil hala anlaşılır bir ilerleyiş yoktur. Ve bu yapı Libya’da diskalifiye edildi. Akdeniz’den adeta kovuldu. Suriye’de tüm saldırı, şantaj ve tehditlerine rağmen gerileme ve çekilme sürecine girdi. Arap dünyasından tecrit edildi. Ambargoya maruz kaldı. İlk kez ele geçirip kalma iddiasıyla oluşturduğu strateji çerçevesinde Xakurke ve Heftanin’de PKK sahasına girdi. Birkaç tepede de güçleri konumlandı. Ama bu adeta bir yenilginin habercisi gibi duruyor. Çünkü 10’larca yıldır büyük özlemini duydukları bazı alanları ele geçirerek, hatta sloganlaştırdıkları gibi Kandil’e bayrak dikseler dahi Özgürlük Hareketi’ni bitiremeyecekleri anlaşıldı. Bir musibet bin nasihattan hayırlıdır misaliyle görüldü ki, tepe ve toprak ele geçirmeyle hareketin ne askeri gücü kırılır, ne politik etkisi, ne de halk ile bağı koparılabilir. Aksine hakeketin daha da yayılması, hatta Türkiye içlerine dahi taşmasına fırsat verecek bir düşünsel, askeri ve politik zemine fırsat vermiştir. Şimdi Karabağ’da Azerileri kışkırtarak Ermenileri de katlederek yüzyıllık planını tamamlamanın hayalini kuruyor. Oysa Pers uygarlığıyla karşı karşıyadır. Oysa Kudüs, Kerkük gibi Karabağ da bir girdaptır ve uğraşan bütün güçleri yuttuğu, tükettiği gibi Türkiye’yi de çürütme, parçalama, izole etme sürecine sokmuştur. Gayet net anlaşılıyor ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin durumu Osmanlı’nın bitişinin öncesindeki 10-15 yıla benzemektedir. Farklı coğrafyaların, siyasal düşüncelerin, radikal grupların, sorunlu devletlerin meselelerini de vakumlamış, içine çekmiştir. Örneğin radikal İslamcıların, etnik grupların, mültecilerin, sınırdaş ülkelerin, devrimci demokratik hareketlerin müdahalesine açık hale gelmiştir. Mevcut statüko artık tükeniş sürecindedir.
Ehmed Pelda http://www.yeniyasamgazetesi2.com/ve-turkun-gucu-test-edildi/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.10.24 15:36 egitimciadam Eryaman dershane

İstediğiniz bölümü ya da üniversiteyi ilk denemenizde kazanamamış olabilirsiniz. Bu çok normal ve birçok öğrencinin yaşadığı bir durumdur. Uzun yıllar süren eğitim hayatından sonra her sabah kalkıp, okula gitmediğiniz günler ilk başta size çok tuhaf gelecektir. Okula gitmeden ders çalışmak zordur. Evde de ders çalışılabilir ama disiplin için dershaneye gitmek şarttır. Eryaman mezun dershanesiarayanlar için en iyi seçenekleri sunar. Bu dönemde siz de bir sene önceki hataları yapmamak için iyi bir dershane seçmeyi hedeflersiniz. İyi bir dershane ile hayalini kurduğunuz üniversiteye kavuşabilirsiniz.
Mezuna Kalma Stresi
Mezuna kalmak her öğrencinin kaldırabileceği bir durum değildir. Bu öğrenciler başarısız değildir. Genelde mezuna kalanlar bir bölüm ya da üniversite hedefi olan öğrencilerdir. Ne istediklerini bilirler ve tekrar hazırlanmayı tercih ederler. Ülkemizde yüzlerce üniversite ve bölüm bulunmaktadır. Sadece üniversiteye gitmiş olmak için gidilecek çok bölüm ve üniversite bulunabilir. Ama önemli olan istediğine ulaşmaktır. Bunun için de tekrar bir disiplin içine girip en iyi şekilde çalışmak gerekir. Mezun öğrencilerin üzerindeki sorumluluk daha fazladır. Bir yıl kaybetmenin verdiği stres ile başa çıkmak zordur. Arkadaşları üniversiteye başlamışken, evde kalmış olmaları zor bir durumdur. Bunun bir eksiklik olmadığını öncelikle öğrenciye anlatmak gerekir. Hedeflere ulaşmak için bazen beklemek gerekir. Bu durum da aynı bekleme sürecidir. En iyi şekilde hazırlanmaları için Eryaman mezun dershanesi önerebilirsiniz. Öğrenciyi anlayan ve yol gösteren birilerin olması çok önemlidir. Bu durumda öğrenci tekrar motive olarak çalışmaya başlayacaktır. Mezun dönemini mutlu ve huzurlu geçirdiğinde hedefine ulaşmaması için bir neden yoktur. İyi bir çalışma disiplini ve nitelikli öğretmenlere sahip dershane ile başarıyı yakalayacaktır. Mezun döneminin en güzel yani sadece sınava odaklanmaktır. Okul dersleri ile uğraşmadan sadece sınav konularına odaklanabilirsiniz. İstediğiniz saate ders çalışarak kendi düzeninizi oluşturabilirsiniz. Bazı öğrenciler gece çalışmayı sever bazıları ise sabahları daha iyi ders çalıştıklarını söylerler. Kendi isteğinize göre bir çalışma takvimi hazırlamak, çalışma veriminizi arttıracaktır. Hedeflerinize odaklanın ve başaracağınıza inanın. Eryaman dershanesi bu yolda yanınızda olacaktır.
submitted by egitimciadam to u/egitimciadam [link] [comments]


2020.10.21 09:31 Mrkebabb Ilk ciddi kavgam

Sene 2015 5. Sınıftayım, ilkokul bitince okul değiştirmiştim ama yeni okulda da çevrem vardı, taa çocukluktan bile kalma ağır başlı arkadaşlarım filan var (5. Sınıfta da cocuktuk amk) neyse işte geldiğim okuldada zaten kavga ediyordum ama bu kavga yeni okuldaki ilk kavgam ve ilk ciddi kavgam. Ben daha okulun bahçesine bile adımımı atmadan kapıda iki kişi karşıladı ooo Şiyar buradamiydin demeye başladılar, neyse sıraya kadar gittik baktım direk 6-7 arkadaş geldi on sıralardan, sonra diğer sınıflardan da bir-kac kişi geldi, artık çevrem sağlamdı, hiç dayak yiyemezdim. Bir okul yıkılmıştı başka bir mahallede oradan da öğrencileri bu okula yollamışlar, birisi de bize düşmüş, sınıfa geçince baktım o da etrafına topları toplamış, hava filan atıyor, arada da bana bakıyor. Sıskanın teki ama hava atıyor beni o sinirlendiriyor. Neyse ben arkadaşlarla yine en arkada arkadaşlarla kurulmuşum, benim çocukluk arkadaşı var o da dev gibi adam, adam diyorum çünkü hocayı bile devirir öyle biri, ibne kuruldu masanın üstüne. Neyse biri yanaştı yanıma, o da bahsettiğim o atarlı çocuğun yanındaydı, dedi "sana laf atıyor, annene küfrediyor, bir vursam olur gider diyor" bende gittim sordum doğru mu diye, sana ne lan dedi, sinirlendim nasıl sana ne amk bana laf atıyorsun is koyuyorsun. Neyse küfretme özür dile lan filan dedim atarlandı, yakamdan tuttu bende bilerek ayaklarımı sağlama aldım ve beni itmesine izin verdim ama duvara doğru iterken yön değiştirttim ona ve beni tahtaya doğru itmesini sağladım, herkes görsün de ilk vuran oydu diyeyim baktım vurmuyor ve sırtım artık tahtaya dayanmış, o beni iterken de herkes ooo şiyar dayak yiyor filan diyor. Bir tane yumruk patlattım burnuna baktım yere devrildi kanlar akıyor, hamsi gibi çırpınıyor, sonra bir tane de karnına tekme attım o sırada müdür yardımcısı, hayatında odadan çıkmamış olan o müdür yardımcısı oradan geçti, ve gel lan buraya dedi. Gittik o özel lobiye, adamlar ciddi ciddi koruma filan yapmış o lobiye, üst katta da boss var, biz ikinci kata çıktık, üst kattaki boss müdür yardımcısını aradı ve at okuldan gitsin dedi, tel açıkta değil ama sesi geliyor, işte hoca da dedi yok müdürüm bir olay yok sadece tartışmışlar kavga filan yok. Sonra o sıska çocuğu çıkardı odadan, karşıma geçti nerelisin dedi mardinliyim hocam dedim. Baktım delirdi lan olum sürekli pislikleri bizden olanlar mı yapacak, beni öldürmeye mı çalışıyorsunuz, filan. Ama ben hala haklı olan benim kafasında konuşuyorum. Neyse kürtçe küfürler etti, sikecekler bunlar beni, anamızı aglattilar anlamında. Sonra benimde kürtçe bildiğimi hatırladı ve yuzu kızararak beni çıkardı odadan. Çocuğun annesi çocuğu da ikna etti benden davacı olmadılar, ve şikayetçi olmadıkları için atılmaktan kurtuldum. Bu da böyle bir anımdır. Ama dövdüm çocuğu yani, 2 sene boyunca o burnundaki yamuklukla dolandı
submitted by Mrkebabb to KGBTR [link] [comments]


2020.10.20 13:03 naserious111 Diş Teli ve Estetiği

Diş Teli ve Estetiği

Ortodonti, alt ve üst çenenin yanı sıra çapraşık dişlerin uyumunu teşhis ve tedavisi ile ilgilenen diş hekimliği branşının uzmanlık dalıdır.
Diş teli kullanımı dişlerde olan çapraşık diş sorunu ortadan kaldırmaktadır. Diş teli kullanılarak çapraşık, yamuk, düzensiz halde bulunan dişler tekrardan düzenli bir şekle sokulabilmektedir.

Diş Teli Çeşitleri

Diş Teli kullanılmaya başlandıktan sonra ona alışmak biraz zaman alacaktır. Ancak günler geçtikçe hastayı daha az rahatsız etmeye başlar. Diş teli kullanmaya başlandıktan sonraki dönemlerde dişlere şekil verildiği için ağrı hissedilmesi çok doğaldır. Bu ağrının, ağrı kesicilerle kolaylıkla üstesinden gelinebilir.
Çapraşık veya yamuk dişleriniz varsa ve diş teli kullanmak istiyorsanız eğer bu konuda size en uygun fiyatlarımızı vereceğimizden emin olabilirsiniz. Deneyimli diş hekimlerimiz ve çok uygun diş teli fiyatlarımız sayesinde sizler için en uygun seçenek olmaktayız. Bizimle haftanın 7 günü iletişime geçebilirsiniz.
submitted by naserious111 to u/naserious111 [link] [comments]


2020.10.20 10:27 Obeziteameliyati Mide Balonu Uygulaması

Mide Balonu Uygulaması

Mide Balonu Ameliyatı

Mide balonu, cerrahi bir operasyon gerektirmeden uygulanan ve fazla kilosu bulunan kişilerin kilo vermesini sağlayan bir yöntem olarak sıklıkla kullanılmaktadır. Bu uygulamada, bir endoskopi cihazı ile mideye girilmekte ve midenin içine hava ya da sıvı oldurulmuş olan bir balon yerleştirilmektedir. Oldukça kısa bir süre içerisinde gerçekleştirilen bu işlem sonrasında kişiler normalinden daha az acıkmakta ve az gıda ürünü ile daha fazla doymaktadır. Böylelikle kilo verilmesi sağlanmaktadır. Günümüzde oldukça yaygın olarak tercih edilen bu yöntem, kilo verilmesini sağlamak için oldukça etkili olmaktadır.
Mide balonu uygulaması ile kilo vermek isteyen kişiler öncelikle uygulamanın gereklilikleri hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Çünkü obezite cerrahisi kapsamında kalıcı olan bir uygulama değildir. Bu işlemi yaptıracak olan kişilerin yaşamlarından değişiklik yapması kaçınılmazdır.

Mide Balonu Nedir?

Mide balonu yöntemi, fazla kilosu bulunan kişilerin zayıflamasını sağlayan bir yöntemdir. Bu yöntemde kişilere herhangi bir kesi atılmamaktadır çünkü mide balonu yöntemi cerrahi bir operasyon değildir. Bu uygulamada endoskopi yöntemi kullanılmaktadır. Kişilerin ağızlarından ucunda görüntüleme cihazı bulunan bir endoskopi cihazı mideye kadar uzatılmaktadır. Monitör üzerinden görüntü izlemesini yapan hekimler, boş bir balonu mideye ulaştığında yerleştirmekte ve daha sonra sıvı ya da hava ile doldurarak işlemi sonlandırmaktadır.
İşlem sırasında hava ya da sıvı doldurulan mide balonu, kişilerin midesine baskı yapmakta ve doygunluk hissinin gerçekleşmesini sağlamaktadır. Midesinde balon bulunan kişiler, daha az yemek yiyerek doygunluk hissine sahip olmaktadır. Herhangi bir kesi atılmadan, cerrahi işlem uygulanmayan bu zayıflama yönteminde kişilere kısa süreli olarak anestezi uygulanmaktadır. Dolayısı ile işlem sırasında anestezi etkisiyle acı ya da ağrı hissedilmemektedir. İşlem sonrasında da ağrı ya da acı duyulmasına neden olacak bir durum yaşanmamaktadır.
Endeskopik Mide Balonu uygulaması ile kilo vermek isteyen kişiler öncelikle uygulamanın gereklilikleri hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Çünkü obezite cerrahisi kapsamında kalıcı olan bir uygulama değildir. Bu işlemi yaptıracak olan kişilerin yaşamlarından değişiklik yapması kaçınılmazdır.
https://preview.redd.it/4i5x4jtlm7u51.jpg?width=1024&format=pjpg&auto=webp&s=8b2031035b1ba36f369e892c16c89b859265c2f8

Kimler Mide Balonu Yaptırabilir?

Tüp mide uygulamasını aşırı kilolarından şikayetçi olan herkes yaptırabilmektedir. Fakat balon yöntemi ile kilo vermek isteyen kişilerin öncelikle bir doktor muayenesine gitmesi ve uzman görüşü alması gerekmektedir. Çünkü mide balonu, herkesin fazla kilolarından kurtulmasını sağlayacak bir yöntem değildir. Bu yöntemin hangi kişiler üzerinde etkili olacağı uzman hekimler tarafından belirlenmektedir.
Mide balonu uygulaması için ideal olan kişiler; vücut kitle indeksi 30 ile 40 olan kişilerdir. Genel olarak mide balonu uygulaması aşırı kiloya sahip olan yani obezite hastası olan kişilerin, obezite cerrahisine başvurmadan önce uygulattığı bir işlemdir. Bu uygulama sayesinde obezite cerrahisi kapsamında operasyon olacak kişilerin kilo vermesi sağlanmaktadır.

Kimler Mide Balonu Yaptıramaz?

Mide balonu genel sağlık durumu elverişli olan ve morbid obezite kategorisinde yer almayan kişilere uygulanabilmektedir fakat kısıtlılıkları da bulunmaktadır.
Midesinde çeşitli rahatsızlıklar bulunan kişiler, mide rahatsızlıklarını gidermeden taktıramamaktadır. Bu nedenle mide rahatsızlığı olan kişilerin öncelikle gerekli olan tedaviyi uygulaması gerekmektedir.
Bununla birlikte kortizon kullanımı yapan kişilerle gebe kadınlara da mide balonu işlemi yapılamamaktadır.

Mide Balonu Ne Kadar Süre Vücutta Kalır?

Mide balonunun vücutta kalma süresi; 6 ay ile 1 yıl arasında değişmektedir. Mide balonu yönteminde kişilerin midesine harici bir balon yerleştirilmektedir ve bu balon minimum 6 ay, maksimum da 1 yıl midede kalabilmektedir. Süre sonunda yapılacak olan kontrollerin doğrultusunda çıkartılması gerekmektedir.
Mide balonu, mideye yerleştirildiği gibi yani endoskopi ile çıkarılmaktadır. Dolayısı ile endoskopi dışında zorlayıcı herhangi bir yönü bulunmamaktadır.

Mide Balonu Yöntemiyle Kaç Kilo Verilebilir?

Mide balonu uygulamasının temel amacı; kişilerin iştahını azaltmak ve az yemekle doymasını sağlamaktır. Bu doğrultuda kişiler, uygulamadan hemen sonra mide balonunun etkisini görmeye başlamaktadır. Genel olarak mide balonu uygulaması yapılan kişilere bakıldığında; ilk birkaç ay içerisinde 10 kiloya kadar zayıflandığı görülmektedir. Balonu çıkartıldıktan sonra da kişilerin çabasına bağlı olarak kilo verimi devam etmektedir.
Mide balonu uygulaması tek başına kilo verilmesini sağlamaya yetmemektedir. Bilimsel olarak; mide balonu uygulatan kişiler doygunluk hissine daha çok ulaşmakta ve bu nedenle daha az yemek yemektedir fakat bu bir süreçtir ve kişiler bu süreçte yeme içme alışkanlıkları üzerinde değişiklikler yapmalıdır. Minimum 6 ay, maksimum 1 yıl midede kalabilen mide balonu süresince tavsiye edilen; kişilerin sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlıklarını benimsemesi ve bununla birlikte hareketli bir yaşam tarzına geçmesidir. Böylelikle kişiler, mide balonunun çıkartılmasından sonra da kilo verebilmekte ve ideal kilosunu koruyabilmektedir.

Mide Balonu Sonrası Süreç Nasıl İşler?

Mideye balon uygulamasının gerçekleşmesiyle kişiler, uygulamanın etkisini hemen görmeye başlamaktadır. Bu uygulama sonrasındaki ilk günlerde genel olarak bir yabancılık hissi yaşanabilmekte ve hatta mide bulantıları söz konusu olabilmektedir fakat bu geçici bir durumdur. Kısa zaman içerisinde bu yöntemi kullanan kişiler alışmaya başlamaktadır.
Uygulama sonrası birinci hafta şikayeti olan kişiler genellikle ikinci haftada şikayetlerinden kurtulmakta ve etki görmeye başlamaktadır. İşlem sonrasında üçüncü haftada ise vücut tamamen mide balonuna uyum sağlamaktadır.

Mide Balonu Sonrası Nasıl Beslenilmelidir?

Mide balonu işleminden sonra kişilerin benimsemesi ve uygulaması gereken diyet programı, uzman hekimlerin kontrolünde diyetisyenler tarafından oluşturulmaktadır. Bu süreçte her bireyin uygulayacağı diyet programı farklıdır. Dolayısı ile aynı yöntemi uygulatmış olan başka kişilerin diyet programı ile kişilerin kendi diyet programları benzerlik göstermektedir. Bu süreçte yapılması gereken; kişiye özel olarak hazırlanmış olan programa uyulmasıdır.
Her ne kadar her kişinin diyet programı farklı olsa da mide balonu işlemini yaptıran kişiler, hızlı yemek yeme alışkanlıklarına son vermeli ve yemek esnasında doygunluk hissine ulaştığında yemek yemeyi bırakmalıdır. Eğer yemek sonrasında mide bulantısı ya da hıçkırık gibi durumlar söz konusu oluyorsa, bu durum aşırı yemek yendiğinin ya da olması gerekenden hızlı yemek yendiğinin göstergesi olarak nitelendirilmektedir.

Operasyon Sonrası Egzersiz Yapılmalı Mı?

Mide balonu yöntemi tek başına kilo verilmesini sağlamak için etkili olan bir yöntem değildir. Mide balonu taktırmak, kilo verilmesini sağlamak için oldukça büyük bir etkiye sahiptir ve bu sürecin egzersiz gibi aktivitelerle de desteklenmesi gerekmektedir. Doğru yemek yeme alışkanlıkları ve egzersizler ile mide balonu uygulamasından maksimum fayda görülebilmektedir. Bu sebeple tavsiye edilen; mide balonu taktıran kişilerin hayatlarında köklü bir değişiklik yapması ve hareketli bir yaşam tarzı benimseyerek egzersizlere de yaşamında yer vermesidir.

Mide Balonunun Zararı Var Mıdır?

Mide balonu yönteminin genel sağlık durumu için riske neden olabilecek herhangi bir zararı bulunmamaktadır fakat mide balonu harici bir madde olduğundan dolayı kişilerin alışması zaman alabilmektedir. Alışma süreci boyunca kişiler zaman zaman mide bulantıları yaşayabilmekte ve hatta kusma nöbetleri geçirebilmektedir. Sınırlı sürede midede bulundurulabilen mide balonu, süreci dolunca çıkartıldığı için herhangi bir zarara sebebiyet vermemektedir.
Kilo verilmesini sağlamak için bu yöntemi tercih etmek çoğu zaman olumlu sonuçların görülmesini sağlamaktadır fakat bu durum herkes için geçerli değildir. Yeme içme alışkanlıklarını balon midesinde kaldığı sürece değiştirmeyen kişiler, balon çıkartıldıktan sonra tekrar kilo alabilmektedir. Dolayısı ile bu süreçte önemli olan nokta; kişilerin sağlıklı beslenme düzenine geçiş yapmasıdır. Kilo vermek istiyorum diyenlerin rahatlıkla düşünebileceği bir işlemdir.

https://preview.redd.it/ecrmszawm7u51.jpg?width=512&format=pjpg&auto=webp&s=ad38a391329298f2ea80eccc90801bf604564b79
Lütfen Unutmayın, Obezite Tedavi Edilebilir Bir Hastalıktır! Tüm Obezite Sorularınız için Bizimle İletişime Geçebilirsiniz. Şişli Mecidiyeköy'de bulunan İstanbul Obezite Cerrahisi Kliniğimizde Hizmet Vermekteyiz.
İletişim Bilgilerimize Ulaşmak İçin: Obezite Kliniği
Sosyal Medya'da Bizi Takip Etmeyi Unutmayın: Obezite Facebook - Obezite Instagram - Obezite Youtube
submitted by Obeziteameliyati to u/Obeziteameliyati [link] [comments]


2020.10.19 21:03 TengristKham Kaptan Victarion Greyjoy

İsim: Victarion
Unvan: Nagga'nın Çekici'nin Kaptanı
Yaş: 22
Meslek: Gemi Kaptanı
Hikaye:
FS 159'da Pyke'da gecede dünyaya gözlerini açtı. Fırtınanın nemini, deniz suyunun tuzlu kokusunu, dalgaların taşlara çarpmasını ve gemilerin fırtınada hayatta kalma çabasını duyarak dünyaya gelmesi onun kaderine işaretti. O da ataları gibi, babası gibi bir demir adam olacaktı, damarlarında denizin tuzlu suyu akıyordu. Bir Demir Adam olacaktı, Kaptan olacaktı, Amiral olacaktı, babasından sonra Orak Lordu olacaktı belki de. Kesinlikle denizcilik konusunda .
Erken Yaşam
Geniş omuzlu, uzun boylu, kaslı bir vücut yapısına sahipti Victarion. Uzun siyah saçlı, denizi içine çekmiş gibi bir tona sahip mavi gözleri vardı bu Greyjoy çocuğunun. Ona ilk eğitimlerini babası vermişti; Navigasyonculuk, Haritacılık, Kaptanlık, bir balta ile nasıl savaşması gerektiği ve Parmak Dansı. Bu dans eğitimi sırasında neredeyse elinden olacaktı Victarion, tabi eğer ani bir manevra yapıp diğer eliyle baltayı tutmasaydı. Deniz onun tutkusuydu, yaşam biçimiydi, hayata tutunuş sebebiydi. Deniz ve Victarion, bu ikisi birbirine tutkuyla aşık olan bir çift gibiydi. Deniz Victarion'u çağırır, Victarion giderdi. Victarion denize çıkmak istediğinde deniz onu bir sevgili gibi kucaklardı. Bu aşka mani olmak isteyen tek düşman, fırtınalardı. Habis fırtınalar bu aşkı ayırmak için şimşeklerini gönderir, denizi dalgalandırırdı. Aşıklar daha ne kadar fırtınanın getireceği hazin sondan kurtulacaktı, bunu ancak Fırtına Tanrısı denen şeytan ve Boğulmuş Tanrı bilebilirdi.

Haklının Başkaldırışı
Victarion 14 yaşındayken önemli bir olay olmuştu, bunak Querron'un kurnaz kaya karısı Adalar'da hükmetmeye başlamıştı. Babası Urron ise isyan etmiş ve hakkı olan tahtı için başkaldırı düzenlemişti. Victarion babası ile farklı gemilerde hücuma geçmişlerdi. Victarion'un daha kendini kanıtlayamaması sebebiyle babasının gemisine binememişti. O farklı bir gemide kürekçi-savaşçıydı. Savaş başladığında Victarion bir şeyi fark etmişti, yetersizdi. Öğrendikleri, gördükleri, yaşadıkları. Burada savaşması için, kaptan olması için yetersizdi. Savaşın sonuna kadar gemide olduğu birlik ile hücum etmişti, o gemiden tanıdığı insanları kaybetmişti. Gözünün önünde birileri ölmüştü. Bu 14 yaşındaki Victarion için ağır olabilir, eğer bir Greyjoy olmasaydı, eğer babasından eğitimler almasaydı. Ama ilk defa çelik ile ölen birini görmenin şaşkınlığını yaşamıştı. Kendini toparlamak için kendine bir iki tokat atmış, kendine geldiğindeyse onun boyuna uygun çift el baltası ile hücuma devam etmişti. Ekip arkadaşlarından savaş alanının ilk dersini öğrenmişti. Savaşta öldürdüğün kişinin malları senin olurdu, buna Çelik ile ödeme derlerdi. Savaşın sonunda Victarion'un durumu şöyleydi; sağ kolunda 4 çizik 2 kesik, sol kolunda 1 çizik 5 kesik, yüzünde sağ taraftaki kaşını ayırıp göz altına kadar inen bir çizik. Üstündeki eşyalardan daha iyi eşyaları meydandan almış ve daha iyi bir zırha bürünmüştü, belkide değiştirmediği tek şeyi baltasıydı. Onunla beraber savaşmış, onu korumuş, düşmanlarının canını almıştı. saraya girdiklerinde ise babası tahtında oturmaya başlamıştı bile. Savaştan sonra ise Victarion bir karar almıştı, sıfırdan başlayacaktı.

Sıfırdan Başlangıç
Victarion savaştan sonra aldığı karara uyarak sabah vakti üstündeki kıyafetleri sokak çocuklarına uygun şekilde düzenlemişti. Görünümünde ona göre ayarlamış(Tozlarla üstünü pisletmek, kömür ile üstünü çizip etmek) saçlarını iyice dağıtmıştı. Daha sonra odasından gizlice ayrılmış ve saraydan ayrılmıştı. Daha sonrasında limana inmiş ve orada bir gemi kaptanının yanına gelerek gemisinde çalışmak istediğini söylemişti. Kaptan onu süzdükten sonra kürekçi olmasında kanaat getirmiş ve Victarion'un 9 yıllık yolcuğu başlamıştı. Bu 9 yıl içinde Victarion Westeros'un tüm liman bölgelerini, Pentos'u, Lys'i Tyrosh'u, Braavos'u, Lorath'ı, Yaz Adalar'ını, Meeren'i, Yunkai'yi, Astapor'u, Qohor'u, Ibben'i, Qarth'ı ve Yi-Ti'yi gezmiş görmüştü. Bu yerlerde yeni diller öğrenmişti; Valyria dili, Yaz Dili, Ticaret Dili. Bunun haricinde gemide yükselmişti, hemde oldukça iyi bir şekilde. Öyle ki buradan öğrendiği şeyler hayatına etki edecekti. Yaptığı görevler ise şu şekilde; Haritacı, Gözcü, Davulcu, Çevirmen, Serdümen ve Yardımcı Kaptan. Kaptan'ın ölümü ile birlikte ise gemi kaptanı olmuştu, kaptan olmak için 8 yıl boyunca uğraşmıştı Victarion. Kaptan olduğunda ise ilk iş olarak kendisine bir gemi siparişi vermişti. Flaması Greyjoy Krakeni gibiydi, farklar ise Kraken'in gri olması ve gözlerinin ortasında kendi kırmızı şekilde olan kendi sembolü vardı. Siparişi tamamlanana kadar Ticaretine devam etmiş ve gemisi tamamlandığında ise kaptan olduğu gemiyi yardımcısına bırakmış ve mürettebata son bir görev vermişti. Gemisini Pyke'a götüreceklerdi. Gemisine ise Nagga'nın Çekici ismini verdi. O gün Victarion'un kalbi gurur doluydu.
Görünüm: Uzun boylu, kaslı ve geniş omuzlu. Uzun siyah saçlı, bıyıksız siyah sakallı. Deniz mavisi gözlü, sağ gözünde kaşından başlayıp göz altında biten bir çiziğe sahip.
Yelkencilik: III
Navigasyon: III
Güç: III
Lider: I
Discord Nick: TengristKham#5939
submitted by TengristKham to buz_ve_atesin_dunyasi [link] [comments]


2020.10.19 12:48 nudree BUZAĞILARIN BAKIM VE BESLENMESİ

Buzağıların Bakım ve Beslenmesi
Doğumdan hemen sonra buzağıların beslenmesi: İlk 1 saat içerisinde buzağının en az 2 litre ağız sütü (kolostrum) içtiğinden emin olunmalıdır. Buzağıya ilk 3 gün anne sütü (kolostrum) günde 4-5 defa ve günlük 4-5 litre olarak içirilmelidir.
Doğum gerçekleşir gerçekleşmez yavrunun nefes alıp almadığı kontrol edilmelidir.
Ağız ve burnundaki müköz (sümüksü) kalıntı temizlenmelidir. Gerekirse solunumu uyarmak üzere buzağı başı aşağı gelecek şekilde sallandırılmalı, baş bölgesine soğuk su uygulanmalı ve/veya dili birkaç kez hafifçe çekilip bırakılmalıdır.
* Göbek kordonu dipten kopmamış ise karnına en yakın kısımdan başlayarak kordon
aşağıya doğru sıvazlanmalı ve içindeki sıvı boşaltılmalıdır. Daha sonra içine tentürdiyot akıtılan göbek kordonu, karına 4-5 cm uzaklıktan antiseptiğe batırılmış bir iple bağlanmalı ve bağlanan noktanın 3-4 cm altından temiz bir makasla kesilmelidir.Doğum esnasında dipten kopmuş veya kesilen göbek kordonu bölgesine, üç gün boyunca günde iki kez tentürdiyot sürülmelidir.
*Doğumdan sonra inek yavrusunu yalayarak hem yavrunun kurumasına hem de dolaşımın hızlanmasına yardımcı olur. Eğer inek herhangi bir nedenle bu işi yapmıyor ise buzağının üzerine hafif tuz serpilerek yalaması teşvik edilmeli veya kuru bir bez veya yataklık sapla; buzağı iyice silinerek, kurutulmaya çalışılmalıdır.
*Normal bir buzağı doğumundan yarım saat sonra ayağa kalkar ve bir saat içerisinde annesini emmeye çalışır. Buzağı emmeden önce, anasının meme başları ve çevresi ılık sabunlu suyla yıkanıp, temiz bir bezle kurulanmalı ve hızla emzirmeye çalıştırılmalıdır.
*Eğer yavru annesini emerse ineğin sağımı sırasında devamlı yavrunun emmesini isteyeceğinden sağım zorlaşır ve verim düşüklüğü şekillenebilir. Ayrıca memeden emen yavrunun ne kadar Kolostrum/süt içtiği de bilinemez. Bu nedenle mümkünse buzağılara ağız sütü sağılarak, mutlaka vücut ısısında (38 ºC) soğutmadan verilmesi sağlanmalıdır.
*Doğuma yaklaşık beş hafta kala meme bezinde başlayan kolostrum salgılama, gebeliğin son iki haftasında maksimum seviye ulaşır. Buzağı doğduğunda ise aniden durur. Kolostrum, doğumla beraber memeden sağılan son derece komplike bir salgıdır.Kolostrum (ağız sütü), normal süte göre 2 katı kuru madde, 3 katı mineral ve 5 katı protein içerdiği gibi yüksek oranda; buzağının acil ihtiyacı olan vitaminler, enerji, büyüme faktörleri, hormonlar ve hastalıklardan korunmasına yardım eden bağışıklık maddelerine (IgG) sahiptir. Kaliteli kolostrum buzağı için tek sağlıklı yaşam iksiridir.
* İnekler, kolostrumunda sadece karşılaştığı hastalıklara karşı koruyucu maddeleri barındırırlar. Bu nedenle başka çiftliklerden gelenlerle işletmede ki genç inekler; işletmeye özgü muhtemel hastalık etmenlerine karşı yeterli miktarda antikor (IgG) oluşturamayabileceğinden, yeni doğan buzağılar ilk 24 saat boyunca olgun ineklerden (2 ve üzeri doğum yapmış) alınacak kaliteli kolostrumla (50g/lt ˂ IgG) beslenmelidir.
*Kıvamsız, akışkan ve açık renkli kolostrum antikor ve besin maddeleri yönünde fakir olacağı için yeni doğan yavruyu hastalıklardan yeterince korumayacaktır. Bu nedenle IgG yoğunluğu 50 mg/ml altında olan kolostrumlar buzağıya ilk 24 saate değil 2-4. günlerde gıda olarak verilmelidir.
Kolostrumun kalitesi ve/veya miktarı üzerine etki eden anaya bağlı faktörler ; -Hayvan refahı; strese maruz kalması, -Kuruda kalma süresi; Sağmal ineklerin kuruda yaklaşık 40 günden az veya 70 günden fazla kalması, -Mevsim; gebeliğin son döneminde özelikle de düvelerde IgG seviyesini % 20 oranında düşürmesine neden olan sıcaklık stresi, Kolostrum ne kadar koyu renkli ve yoğun-krema kıvamında ise o kadar kalitelidir. Ağız sütünün kalitesi gözle anlaşılabilir. Ancak işletmelerin kolostrumun kalitesini belirleyen kolostrometreye sahip olmasında fayda vardır. Bu amaçla ağız sütünün bağışıklık düzeyini belirlemede dansimetre veya Brix refraktometresi (%0-32) kullanılabilir. Brix değeri (yoğunluğu) % 22(50 mg/ml) veya oda ısısında dansimetre yoğunluğu 1050 ve üzeri kolostrumlar kaliteli olarak kabul edilmektedir. - Bakım ve besleme koşulları; havasız, karanlık, hareketsiz ve kirli ortamlar, açlık, yetersiz ve/veya dengesiz rasyonlar, başta selenyum ve E vitamini olmak üzere mineral ve vitamin yetersizlikleri, -Mastitis ve diğer hastalıklar; Klinik mastitis ve diğer birçok patojenik hastalık etkini, kolostrumun miktarını ve kalitesini olumsuz etkilediği gibi kolostrumla da yavruya geçmektedir. Ancak subklinik mastitis de kolostrumun IgG konsantrasyonu düşerken, üretim miktarı azalmaktadır. -Diğer faktörler; erken veya güç buzağılama, doğumdan önce sağılması veya memede sızıntı, ilk doğum veya aşırı yaşlılık, VKS 2,5 dan düşük veya 3,5 dan yüksek olmasıdır.
#buzagilarinbakımvebeslenmesi #canlihayvanpazari
submitted by nudree to u/nudree [link] [comments]


2020.10.15 11:27 nudree Buzağıların Bakım ve Beslenmesi

Doğumdan hemen sonra buzağıların beslenmesi: İlk 1 saat içerisinde buzağının en az 2 litre ağız sütü (kolostrum) içtiğinden emin olunmalıdır. Buzağıya ilk 3 gün anne sütü (kolostrum) günde 4-5 defa ve günlük 4-5 litre olarak içirilmelidir.
Doğum gerçekleşir gerçekleşmez yavrunun nefes alıp almadığı kontrol edilmelidir.
Ağız ve burnundaki müköz (sümüksü) kalıntı temizlenmelidir. Gerekirse solunumu uyarmak üzere buzağı başı aşağı gelecek şekilde sallandırılmalı, baş bölgesine soğuk su uygulanmalı ve/veya dili birkaç kez hafifçe çekilip bırakılmalıdır.
* Göbek kordonu dipten kopmamış ise karnına en yakın kısımdan başlayarak kordon
aşağıya doğru sıvazlanmalı ve içindeki sıvı boşaltılmalıdır. Daha sonra içine tentürdiyot akıtılan göbek kordonu, karına 4-5 cm uzaklıktan antiseptiğe batırılmış bir iple bağlanmalı ve bağlanan noktanın 3-4 cm altından temiz bir makasla kesilmelidir.Doğum esnasında dipten kopmuş veya kesilen göbek kordonu bölgesine, üç gün boyunca günde iki kez tentürdiyot sürülmelidir.
*Doğumdan sonra inek yavrusunu yalayarak hem yavrunun kurumasına hem de dolaşımın hızlanmasına yardımcı olur. Eğer inek herhangi bir nedenle bu işi yapmıyor ise buzağının üzerine hafif tuz serpilerek yalaması teşvik edilmeli veya kuru bir bez veya yataklık sapla; buzağı iyice silinerek, kurutulmaya çalışılmalıdır.
*Normal bir buzağı doğumundan yarım saat sonra ayağa kalkar ve bir saat içerisinde annesini emmeye çalışır. Buzağı emmeden önce, anasının meme başları ve çevresi ılık sabunlu suyla yıkanıp, temiz bir bezle kurulanmalı ve hızla emzirmeye çalıştırılmalıdır.
*Eğer yavru annesini emerse ineğin sağımı sırasında devamlı yavrunun emmesini isteyeceğinden sağım zorlaşır ve verim düşüklüğü şekillenebilir. Ayrıca memeden emen yavrunun ne kadar Kolostrum/süt içtiği de bilinemez. Bu nedenle mümkünse buzağılara ağız sütü sağılarak, mutlaka vücut ısısında (38 ºC) soğutmadan verilmesi sağlanmalıdır.
*Doğuma yaklaşık beş hafta kala meme bezinde başlayan kolostrum salgılama, gebeliğin son iki haftasında maksimum seviye ulaşır. Buzağı doğduğunda ise aniden durur. Kolostrum, doğumla beraber memeden sağılan son derece komplike bir salgıdır.Kolostrum (ağız sütü), normal süte göre 2 katı kuru madde, 3 katı mineral ve 5 katı protein içerdiği gibi yüksek oranda; buzağının acil ihtiyacı olan vitaminler, enerji, büyüme faktörleri, hormonlar ve hastalıklardan korunmasına yardım eden bağışıklık maddelerine (IgG) sahiptir. Kaliteli kolostrum buzağı için tek sağlıklı yaşam iksiridir.
* İnekler, kolostrumunda sadece karşılaştığı hastalıklara karşı koruyucu maddeleri barındırırlar. Bu nedenle başka çiftliklerden gelenlerle işletmede ki genç inekler; işletmeye özgü muhtemel hastalık etmenlerine karşı yeterli miktarda antikor (IgG) oluşturamayabileceğinden, yeni doğan buzağılar ilk 24 saat boyunca olgun ineklerden (2 ve üzeri doğum yapmış) alınacak kaliteli kolostrumla (50g/lt ˂ IgG) beslenmelidir.
*Kıvamsız, akışkan ve açık renkli kolostrum antikor ve besin maddeleri yönünde fakir olacağı için yeni doğan yavruyu hastalıklardan yeterince korumayacaktır. Bu nedenle IgG yoğunluğu 50 mg/ml altında olan kolostrumlar buzağıya ilk 24 saate değil 2-4. günlerde gıda olarak verilmelidir.
Kolostrumun kalitesi ve/veya miktarı üzerine etki eden anaya bağlı faktörler ; -Hayvan refahı; strese maruz kalması, -Kuruda kalma süresi; Sağmal ineklerin kuruda yaklaşık 40 günden az veya 70 günden fazla kalması, -Mevsim; gebeliğin son döneminde özelikle de düvelerde IgG seviyesini % 20 oranında düşürmesine neden olan sıcaklık stresi, Kolostrum ne kadar koyu renkli ve yoğun-krema kıvamında ise o kadar kalitelidir. Ağız sütünün kalitesi gözle anlaşılabilir. Ancak işletmelerin kolostrumun kalitesini belirleyen kolostrometreye sahip olmasında fayda vardır. Bu amaçla ağız sütünün bağışıklık düzeyini belirlemede dansimetre veya Brix refraktometresi (%0-32) kullanılabilir. Brix değeri (yoğunluğu) % 22(50 mg/ml) veya oda ısısında dansimetre yoğunluğu 1050 ve üzeri kolostrumlar kaliteli olarak kabul edilmektedir. - Bakım ve besleme koşulları; havasız, karanlık, hareketsiz ve kirli ortamlar, açlık, yetersiz ve/veya dengesiz rasyonlar, başta selenyum ve E vitamini olmak üzere mineral ve vitamin yetersizlikleri, -Mastitis ve diğer hastalıklar; Klinik mastitis ve diğer birçok patojenik hastalık etkini, kolostrumun miktarını ve kalitesini olumsuz etkilediği gibi kolostrumla da yavruya geçmektedir. Ancak subklinik mastitis de kolostrumun IgG konsantrasyonu düşerken, üretim miktarı azalmaktadır. -Diğer faktörler; erken veya güç buzağılama, doğumdan önce sağılması veya memede sızıntı, ilk doğum veya aşırı yaşlılık, VKS 2,5 dan düşük veya 3,5 dan yüksek olmasıdır.
#buzagilarinbakimvebeslenmesi #canlihayvanpazari
submitted by nudree to u/nudree [link] [comments]


2020.10.14 20:05 Weird-Preference5375 Çocuklarda Diş Sorunlarını Önlemek İçin Diyet Önerileri

Diyet, çocukların diş sağlığında önemli bir rol onerigo.com Özellikle şeker içeriği yüksek gıdaların düzenli tüketimi, diş çürümesi riskinin artmasıyla bağlantılıdır.
Karamel, şekerleme ve kuru meyve gibi “yapışkan şeker” içeren yiyecekler, ağızda daha uzun süre kalmaları ve dişlerin şekere maruz kalma süresini artırması nedeniyle diş sağlığı açısından en kötüler arasında kabul edilmektedir. Çocukların bu tür gıdalardan kaçınmaları veya en azından dişlerini yedikten sonra doğru şekilde fırçalamaları idealdir.
  1. https://akustiksahneistanbul.com/
  2. https://www.metronomusic.com/
  3. https://onerigo.com/
  4. https://sargibezifabrikasi.com/
  5. http://www.kemence.com.t
  6. https://ucakkargo.co/
  7. https://www.arabacekme.com/

Çocuğun Yaşına Göre Diş Bakımı Rehberi

Çocukların dişlerini diş etlerinden çıkar çıkmaz temizlemeye başlaması önerilir. İki yaşına kadar, diş macunu olmadan yumuşak bir diş fırçası ve su kullanmak en iyisidir. Bu, çürük oluşumunu önlemek için çok önemlidir.
İki ila yedi yaş arasındaki çocuklar için, günde iki kez dişleri temizlemek için az miktarda diş macunu (yaklaşık olarak bezelye büyüklüğünde) kullanılabilir. Dişlerini fırçaladıktan sonra, diş macununu yutmadan tükürmeleri gerekir, ancak ağzı çalkalamaları tavsiye edilmez çünkü bu florürü yıkayabilir. Çocukların iyi bir fırçalama tekniği geliştirmelerine yardımcı olmak için genellikle ebeveynlerin veya bakıcıların diş fırçalamayı denetlemeleri yararlıdır.
submitted by Weird-Preference5375 to u/Weird-Preference5375 [link] [comments]